Kaydet
a- | +A

Ülkemizin bir dönüm noktasına geldiği bugünlerde, yeni bin yılın ilk bütçesi geride bıraktığımız hafta başında açıklandı ve birkaç haftadır yürüyüp giden tartışmalar ve yorumlar da iyice hızlandı. Hatta IMF Başkan Yardımcısı Stanley Fischer''in özel bir TV kanalına yaptığı "Yolun sonundasınız, şok kararlar alın" açıklaması, tartışmaların hararetini iyice arttırdı. Yeni bütçemiz ile ilgili değerlendirmeyi 3 ayrı yaklaşım çerçevesinde yapmak herhalde daha aydınlatıcı olacaktır.

İyi... Bütçe hakkında kötümser olmayan yaklaşım, olaya biraz daha değişik bir açıdan bakılmasını savunuyor. IMF ile bir stand-by anlaşmasının yapılması halinde en azından 2000 yılı ortasına kadar piyasalara bir güvenin geleceği ancak buradaki en önemli faktörün ise 2000 yılı stabilizasyon girişiminin dayandığı uluslararası ve siyasi desteğin olduğu belirtiliyor. Yani siyasi desteğin olduğu durumda, ekonomik desteğin hiç vakit kaybetmeden geleceği vurgulanıyor. Esas vurgulanmak istenen IMF-Dünya Bankası desteğinden öte ABD desteği. Bu desteğin Öcalan''ın yakalanması ile başladığı ve bugüne kadar çeşitli kilometre taşlarını geride bıraktığı ve Kıbrıs konusunda yapılacak bir jeste endekslendiği üzerinde duruluyor. 2000 yılı bütçesinin IMF-Dünya bankası tarafından kamuoyuna aktarılan enflasyon ve bütçe faiz dışı fazlası gibi hedeflere uygun olduğu ve hükümetin hazır bu desteği bulmuşken, stand-by''ın önünde engel bırakmamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Kötü... Rakamların dili ile savunulan bu görüşe göre bütçenin tam olarak uygulandığı durumda, TEFE bazında enflasyonun % 20 seviyesinde gerçekleşirken, reel ekonomik büyümenin % 5.5 seviyesinde nasıl gerçekleşeceği sorusu soruluyor. 2000 yılı bütçe rakamları 1995 yılı rakamları ile karşılaştırılarak, devletin daha da büyütülerek enflasyonun indirilme çabası ve yeni vergiler salınarak büyümenin hızlandırılmasının ne derece gerçekçi olduğu sorgulanıyor. Bütçenin IMF''nin istekleri doğrultusunda hazırlandığı gerçeği kabul ediliyor ama bu bütçenin tutturulmasının 2000''li yılların başlarında bir Türk harikası olacağı savunuluyor. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu dinamikler itibariyle % 25 enflasyona sığmadığı belirtiliyor.

Çirkin... Son yaklaşım ise IMF ile yapılacak bir stand-by anlaşmasının yabancı yatırımcıların Türkiye ekonomisi hakkındaki beklentilerini mutlaka olumlu yönde değiştireceği ve bu beklentiler ile ülkemize ilk etapta yabancı mali yatırımların geleceğini kabul ediyor. İlk etapta olumlu hava ile nominal faizlerin düşeceği teyit ediliyor. Ancak kamu finansmanında beklenen iyileşmenin yapılamaması ile beraber enflasyonun % 25''lere düşmeyeceğinin görülmesi sonucunda olumlu beklentilerin tersine döneceğini ve yabancı yatırımcıların geldikleri gibi gideceklerini vurguluyor. Bu arada kurların çıpa olarak kullanılması sonucu reel olarak ciddi boyutlarda değerlenmiş olan Türk Lirası''nın bir devalüasyona sebep olabileceğini de iddia ediyor. Böyle bir ortamda yerli yatırımcıların da sinirlerinin bozulacağı ve onların da yatırımlarını dövize çevirme telaşı içine düşecekleri savunuluyor.

Bizce... 2000 yılı bütçesi, hem gelirlerdeki artışın hem de harcamalardaki kısıntının oldukça agresif, bir miktar aşırı hedefler içeren, hırslı! bir tabo çizdiği görüşündeyiz. Bütçenin temel dayanağı olan fakat henüz kesinlik kazanmamış olan ancak sene sonuna kadar günışığına çıkacak olan gelir artırıcı önlemler ve özelleştirme programının performansının, önümüzdeki dönem ekonomik gelişmelerinde başrolü oynayacağı kesin. Giderlerde ise tarım desteklemesi ve personel giderleri yaklaşımları da oldukça önemli görünmekte. Dış sermayenin gelmesi de kritik faktör.

Kısacası bir ülkenin icraatlarında olmaması gereken popülizm ve hesapsızlık marjına bu bütçede kesinlikle yer yok.