Bakmayın siz yazılanlara, dinlemeyin konuşulanları. Türkiye güçlü ülke, Türkiye lükslerin ülkesi. Nasıl olsa bugüne kadar böyle gelmiş, bundan sonra da böyle gider. Yok yok istemeyiz öyle eli, elalemi, biz bize yeteriz. Sistemi kurmuşuz bir kere, bozamayız, vazgeçemeyiz çıkarlarımızdan. İşte böyle geldik bugünlere, ''Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın'' dedik. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Dayandı ama halen burnumuzun dikine gitmekte ısrar ediyoruz. Eee, lüks ülkeyiz vesselam. Bakın neler istiyoruz: 40 yaşında emekli olmak ve yüksek emeklilik maaşı almak istiyoruz ve bağırıyoruz: "Mezarda emekliliğe hayır". Uzmanlar ısrarla ve tekrar tekrar uyarıyorlar: "Böyle giderse birkaç sene içerisinde emekli maaşları ödenemeyecek". Burun kıvırıyor, inanmıyoruz. Güçlü ülkeyiz çünkü, bir ödeyecek bulunur elbet. İmkân olsa da "beşikte emekli" olsak! Aman yabancı sermaye gelsin, Türkiye''ye yatırım yapsın istiyoruz. Ama tahkimi istemiyoruz. Daha da ileri gidiyoruz ve tahkim ile ilgili siyasîler hakkında "Vatana ihanet" iddiasıyla suç duyurusunda bile bulunuyoruz ve diyoruz ki: "Uluslararası tahkim vatana ihanettir, ülkeyi emperyalist tekellerin eline teslim etmektir. Bu yasayla devletin egemenliği çok uluslu şirketlerin ellerine teslim edilir". İyi de kardeşim, zaten özel alanda bir sürü ikili ve çok taraflı anlaşmalar ile senin ülkenin şirketleri tahkimi kabul etmiş. O zaman bağımsızlığınız kimsenin aklına gelmedi mi? Zamanında Merhum Turgut Özal''ı köprüyü satmakla suçlamadınız mı? Yıllardır popülist yaklaşımlar ile bütçe rakamlarını yırtan tarım politikalarına ne demeli. Yıllardır uygulanan sübvanseler ile paraları bir yandan çarçur ediyoruz, diğer yandan kimselere yaranamıyoruz. Biz güçlü ülkeyiz kardeşim. Buğdayı dünya fiyatlarının iki misline alırız ve çürütürüz. İhtiyacın çok üstünde tütün alır ve fazlasını yakarız, çayın iyisini de kötüsünü de alır, günü kurtarırız. "Bu ülkenin tarım alanında da reforma ihtiyacı var" denince de sırtımızı döner, "Siz bizim işimize karışmayın" deriz. Kamu açığı gittikçe büyürken, özelleştime yapılmalı diyenleri emek düşmanı ilân ederiz. Rahatımız yerinde nasıl olsa. Devletin malı deniz! Polonya, Çekoslavakya ve Bulgaristan''ın gerçekleştirdiği özelleştirme reformlarına kafımızı çevirir, görmezden geliriz. Ard arda kamu fiyatlarına yapılan zamlarla, yani başka bir deyişle enflasyon vergisi ile bütçe toparlanmak istenince de isyan eder, kıyameti kopartırız. 6-7 yıl önce gerçekleştirilmek istenen büyük miktarlardaki özelleştirmelerin önüne geçer, sonrada yapılan yanlışa şekil vermeye çalışırız. Devletin savurganlığını görmezden geliriz. Çünkü işimize gelir. Bakın Maliye Bakanlığı''nın sön dönemde gerçekleştirdiği bir çalışma neticesinde ortaya çıkan lüksler tablosu: Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü''nde işçi olarak çalışıyor görünen ve ayda 300-350 milyon lira maaş alan 72 yaşında personel var. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı''nda yılda sadece 17 gün çalıştığı halde, 11 ay çalışıyor gibi görünüp devletten maaş alan çok sayıda geçici işçi var. Yine Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı''nda tavuk bakıcısı olarak çalışan 10 bayan işçi var. Örnekler çoğaltılabilir. Merak edenlere daha fazla bilgi verebilirim. Uzun lafın kısası, 1999 yılı Ocak-Temmuz dönemi bütçe gelirlerinin dolar bazında bir önceki yıla göre % 23 azaldığı, aynı dönemde bütçe giderlerinin dolar bazında % 82 arttığı ve yine son açıklanan verilere göre yılın ilk yedi ayında Hazine nakit açığının 6.2 katrilyon TL''ye ulaştığı bu dönemde, Türkiye''nin kendisinden beklenen reformları süratle çıkartıp, IMF ile Stand-by anlaşmasını yapmaktan başka çaresi kalmadığı anlaşılmaktadır. Aksi takdirde ufukta önce ekonomik ardından da sosyal kriz görünmektedir.
Bırakın lüksü bir tarafa, ekonomi duvara toslamak, ülke de sıfırı tüketmek üzere!

