Kaydet
a- | +A

Finans piyasalarında, satın alınan yüksek dozajlı beklenti hapı ile yaşanan inanılmaz iyimserlik, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası''nın tarihi rekorlara her geçen gün bir yenisini eklemesine ve bono bileşik faizlerinin de yüzde 75''ler gibi inanılmaz seviyelere inmesine neden oldu. Herkes gelecek için çok büyük umutlar besliyor. Peki kaç kişi geriye doğru hafızasını yoklayıp, ülkemizin imzalamak üzere olduğu istikrar programına benzer veya aynı istikrar programlarını imzaladığı dönemler sonrasında neler olduğunu veya sözkonusu programları ülke bürokratlarının kendi kendilerine uygulamaya kalktıklarında başlarına neler geldiğini hatırlamaya çalıştı. 1987 yılından bugüne kadar yaşanan istikrar arayışlarını ve sonuçlarını hatırlamakta fayda var. 1987 seçimlerinden sonra, seçimlerin verdiği tahribatı gidermek için 1988 yılında 4 Şubat kararları alındı. Hedef, 3 yıllık bir program dahilinde enflasyonun yüzde 10 seviyelerine indirilmesiydi. 1988 yılının ikinci yarısında faizler serbest bırakıldı ve 1989 yılının Mart ayında yapılan yerel seçimlerde iktidar partisi hezimete uğradı. Aynı yılın Temmuz ayında memur ve işçi ücretleri, iki katından fazla arttırıldı. En son bakıldığında istikrar programı damda bulundu ! Bu durumun ardından hemen yeni bir program yapıldı. Amaç kamu maliyesini toparlamaktı. Merkez Bankası ve Hazine arasında yeni protokol imzalandı ve kollar sıvandı. Merkez Bankası işin para programı kısmında başarılıydı ama gerisi boştu. 1990 yılında Körfez krizi bahanesiyle eskimiş olan tas, hamamına geri döndü ! Bu arada Merkez Bankası kaynaklarını kullanmayan Hazine yöneticilerine enayi ! muamelesi yapıldı.

1991 yılı seçimlerinde iktidar değişti ve 1992 yılında açıklanacak bir para programının herşeye deva olacağı düşünüldü. Program açıklandı ve üçüncü ayında, istikrarın ancak faiz oranları düşürülerek sağlanabileceği saplantısı sonucunda program rafa kalktı. 1994 yılında, "siz beceremediniz, ama biz beceririz" denilerek tekrar faizler üzerinde baskı kurulmaya çalışıldı, neyin becerildiği açıkça ortada ! 1995 yılında seçimlere gidildi.

1995 yılında kurulan ANAP-DYP hükümeti değil bir istikrar programı hazırlamak, bürokrasinin üst kademelerine atama dahi yapamadılar. Hükümetin ömrü herkes tarafından hatırlanıyordur sanırım. Daha sonra kurulan Refahyol hükümeti ise denk bütçeyi kağıt üzerinde bir şekilde tutturdu. Ama sonuç olarak 1997 bütçesi milli gelirimizin % 7.5''i oranında açık verdi. 1997 yılı ortasında kurulan AnaSol-D hükümeti az iş fakat çok laf üretti. Ekonomik istikrar, kamu sektörü fiyat ayarlamalarının düşük tutulması olarak algılandı. Kamu sektörü açığı ise rekorlar kırdı.

Sonuç olarak milletin hiçbir kuruma güveni kalmamıştır. PİAR-Gallup tarafından yapılan "güven" konulu araştırmanın sonuçlarından birkaç kalem aşağıdaki gibidir: Milletin % 72.5''i kendisini güvenlikte hissetmiyor. Ülkenin temel kurumlarına duyulan güven duygusu her geçen gün azalıyor. Parlamentoya olan güvenilirlik oranı % 21.2''ye düşmüş durumda. "Türkiye''nin sorunlarını hiçbir parti/lider çözemez" diyenlerin oranı % 35.8 Uzun lafın kısası, ülkedeki ekonomik ve toplumsal istikrarın önündeki en büyük engel popülizme prim veren siyasi yapılaşma olarak karşımıza çıkıyor. Problem, şahıslardan çok, içinde çalışılmak zorunda kalınan siyasi yapıdadır.

Teknik analiz Endeks, geçen hafta hergün rekor kırarak haftayı yine rekor seviyede 8298 puandan kapattı. İşlem hacimlerinde de rekorlar yaşandı. Perşembe günü işlem hacmi, bir milyar dolara yaklaştı. Aynı gün 1.72 centteki direncinden dönerek, beklenen düzeltmeyi yaptı. Endeks, Cuma günü kâr satışlarını karşılayarak yükselişine devam etti. Faizlerin düşmeye devam etmesi, enflasyonun 2000 yılında % 25 olarak hedeflenmesi, hükümetin faizlerin ve enflasyonun düşmesi için kararlı tutumu, meclisten çıkardığı ve hazır bekleyen yasalar, IMF ile stand-by anlaşmasının bir ay içinde imzalanacağı beklentileri borsayı coşturdu. Yabancı alımların arttığı, para girişinin devam ettiği borsada çıkışın, en az 2 cente kadar devam edeceği tahmin edilmektedir. Büyük fon sahiplerinin içinde bulundukları büyük pozisyonları daha da artırdıkları gözlenmektedir. Büyük fon sahipleri aldıkları yüklü malları, bu seviyelerden kolayca satamayacaklardır. Bu durum, kurulduğu günden beri 2 centi kıramayan endeksin, 2 centi aşacağı konusundaki ümitleri kuvvetlendirmektedir. Önümüzdeki hafta, endeks-30 kağıtlarından kamu, banka, holding ve telekomünikasyon şirketlerindeki alımlarla, endeksin yükselişine devam edeceğini beklemekteyiz.