Kaydet
a- | +A

Haftalardır bütün medya organlarının en önemli haberi ve haber kaynağı olan deprem felaketinin sosyal ve ekonomik kayıp boyutunun ne kadar büyük ve tüyler ürpertici olduğu su götürmez bir gerçek. Bugüne kadar bu felaketin ekonomik boyutu ve Türkiye''ye olabilecek muhtemel etkileri ile Türkiye''nin aldığı ve alması gereken tedbirler yazılarımızda tartışıldı, eleştirildi ve alkışlandı.

DEPREM SONRASI Bugün ortaya çıkan tablo, Türkiye''de doğru kararların tesadüfler sonucu alındığını, tercihlerin ise yıllardır süregelen çıkar ve iktidar endişesi lehine kullanıldığını göstermektedir. Yaşadığımız hergün bu gerçeklerin bir yenisi ile karşı karşıya kalıyor ve anlam vermeye çalışıyoruz. Deprem sonrası ne durumda olduğumuz da bu gerçeklerden bir tanesi. Üniversite sınavlarında 3 yanlışın bir doğruyu götürmesi gibi, ülkemizde de tercihler sonucu yapılan yanlışlar binlerce cana maloluyor, neden olduğu ekonomik çöküntü de ülke insanlarını tehdit edecek boyutlara ulaşabiliyor.

SEBEP, TERCİHLER... Deprem sonrasında loto tahminlerine dönen ve ciddiyetten uzaklaşan hasar tahminlerine son noktayı Dünya Bankası''nın koymasından sonra fırsat denizinde sular duruldu. Geçen haftaki yazımda da gelmesi kesinleşen yardımların dökümünü yapmıştım. Felaketin üzerinden 1 aydan fazla bir zaman geçmiş olmasına ve deprem bölgesinde muhtelif araştırmalar yapılmış olmasına rağmen, sağlanan ve sağlanacak yardımların depremzedelere nasıl dağıtılacağına (eğer dağıtılacak ise) ilişkin bir plan henüz ortalarda yok. 21 Eylül Salı günü sabaha karşı Tayvan''da meydana gelen depremden çok kısa bir süre sonra, ülkenin vatandaşları için açıkladığı yardım programı, sanırız ülkemizde bazı kimselerin yüzünü kızartmaya yetmiştir. Deprem sonrası yardım organizasyonunda sınıfta kalan ülkemiz, iç ve dış kaynaklardan sağlanan yardımları doğrudan depremzedelere dağıtırsa herhalde daha kolay bir çıkış yolu bulacaktır. Tayvan hükümetinin aldığı kararlar tercihleri ile paralel olurken bizde ise depremzedeler tesadüfler sonucu alınabilecek kararları beklemektedirler.

BEKLEYEN REFORMLAR VE SONRASI Asya krizinden beri ilk kez olumlu bir rapor yayınlayan IMF, Türkiye''nin deprem felaketinden önce almaya başladığı reform kararları ile "dipten döndüğünü" ve enflasyonla mücadele için daha sıkı bir para politikasının bankacılık ve tarım reformlarıyla desteklenmesi gerektiğini yani başka bir deyişle tercihlerin değişmesi gerektiğini belirtti. IMF''nin ısrarla üzerinde durduğu bu konular, yönetenlerin tercihlerini bu yönde kullanmaları ile gerçekleşebilir. Bankalar Üst Kurulu ile ilgili hararetli tartışmalar çoktan başladı bile. Tatışmaların tarafları belli. Bir tarafta iktidar endişesi ile siyasi tercihlerini kullanacak olanlar, diğer tarafta ise böyle önemli bir kurulun siyasi tercihlere kurban gitmesini engellemeye çalışanlar. Tarım reformuna gelince ülkenin bazı gerçeklerini dile getirmekte fayda var. Türkiye ekonomisi, üretimde tarımın % 15, sanayiinin % 25 ve hizmet sektörünün % 60''lık paya sahip olduğu bir ekonomi... Ancak Türkiye''de tarım, toplam nüfusun ve seçmenlerin nerede ise yarısının geçimini sağladığı yer olduğu için, siyasi gelişmeleri etkileyen ve siyasetçilerin rüşvet vermek için kovaladıkları sektörün de tarım olduğu kesin görünmektedir. Dolayısıyla ülkedeki ekonomik kararlar, genel kanının tersine ne İstanbul, ne Ankara, ne şirketler (sermaye kesimi), ne bankalar, ne de zenginler tarafından belirleniyor. Türkiye''de sonucu belirleyen sektör tarım ! Eh, durum böyle iken tarım reformu da tesadüflere kalmış bulunuyor.

TÜRKİYE''NİN ABD ZİYARETİ BEKLENTİLERİ VE AB İLİŞKİLERİ Son günlerde piyasalarda herkesin başını döndüren iyimserlik havası, kısa vadede tamamen Türkiye''nin ABD ziyareti sonucu beklediği olumlu gelişmelere endeksli. Orta vadede ise Helsinki zirvesi sonucu Türkiye''nin Avrupa Birliğine biraz daha yaklaşacağı beklentileri hakim. Piyasaların ABD ziyaretinden beklediği olumlu gelişmeler şöyle : Tekstil kotaları artacak. IMF görüşmeleri sonuçlanma aşamasına gelecek. Türkiye ile ABD arasındaki diğer bazı ticari engeller de ortadan kalkacak. Bu olumlu gelişme karşısında Türkiye''deki Amerikan yatırımları artacak. Dünya''nın en büyük ekonomik gücünün Türkiye''ye güvendiğinin ortaya çıkması ratingimizi yükseltecek. Amerikalı yatırımcıların Türkiye''ye yönelmesi, diğer ülke yatırımcılarını da yönlendirecek. Ratingdeki yükselme düşük faizle daha rahat dış borç ve kredi bulmasını sağlayacak. Her ne kadar bu gelişmeler doğru tercihlerin birer ürünü olarak ortaya çıksalar da, gelişmelerin aksi yönde gerçekleşme riski de her zaman gözönünde bulundurulması gereken bir gerçektir. Yapılan son tahminlere göre 2010''lu yıllarda nüfusu 80 milyon insana ulaşacak olan ülkemizin Avrupa Birliği''ne kabul edilmesi, birlik üyesi ülkelerin nüfuslarına oranlı temsil haklarının geçerli olduğu bir toplulukta biraz zor hatta imkansız gözükmektedir. Kaldı ki 200-300 milyon euroyu bir yardım olarak vermekten kaçınan Avrupa Birliği, Türkiye''nin muhtemel bir tam üyeliği durumunda Türkiye''ye aktarması gereken 23 milyar euro tutarında bir kaynağa nasıl kıyacaktır? Sonuç olarak Avrupa Birliği maceramız da tesadüflere kalmıştır. Çünkü Türkiye, Avrupa''nın tercihleri arasında yer almamaktadır.