Karanlıkta mumlar, toprakta kökler gibiydiler. Arkalarında musibet, önlerinde meçhul vardı. Eshab-ı kiramı örnek alıp kapkara dünyanın dört yanına yürüdüler... Aydınlığı tanıyorlardı ve aydınlığı taşıyorlardı. Birer meş''ale gibiydiler. Ateşi almışlardı ve geceye ışık, soğuğa sıcak götürüyorlardı.
Delilik; gözün deliği kadar olduğunu sanmaktır gerçeği! Göz; ampulü görür, bir de kabloyu. Kablolardaki lambalar gibiydi Alperenler: Gözler onları görüyordu, bir de ayak izlerini. Ya gönül?.. Gönül gözü neylesin?
*
Elektrik akıtan tellere benzeyen duygulardan geçen aşkın yaptırdığını, ne yaptırabilir bir insana?.. Alperenler her yöne yürüdüler. İlmin, irfanın, kültürün, medeniyetin beşiği Türkistan''dan; aydınlıktan, aydınlanacağa yürüdüler... Her ovada öldüler, her dağda kaldılar ama bitmediler; çünkü birbiri ardından, yeniden geldiler...
"Türkistan Baba" her adımda biraz daha ileriyi gösteriyordu parmağıyla onlara; yürüdüler...
Alperen demek; karanlığa ışık, soğuğa sıcak; vahşiye medeniyet, cahile ilim götüren demek! Alperen demek; yüreğin akasında gönül, ilmin ardında irfan taşıyan demek! Alperen, bir "tohum" demek ki; Hazret-i Peygamberin eshabından gelip, "müjdeler şehri"ne doğru gider!
Kimdir Alperenler ve ne iş yaparlar?..
Alperenler; nereden gelip nereye gideceğini, ne alıp ne satacağını bilen demektir... Alperenler; dağlarda "alp" şehirlerde "eren" demektir... Alperenler; yaşarken örnek olan demektir...
Alperenlerin zamanı geçmedi ve geçmez: Patikalar ve kervan yolları da otobanlar ve havayolları da Alperenler için... Keçecilik, nalbantlık, odunculuk, değirmencilik, hancılık, kervancılık Alperenler içindi ama öğretmenlik, dergicilik, bilgisayarcılık, mühendislik, pilotluk, vekillik de Alperenler için...
*
Bahçesine kazandan ne farkı var mezarını gönlünde taşıyanın?..
Ey odadaki adam, gönlünün gözüyle bak; hakikat güneşi pencerenden küçük değil!
Alperen sensin! Değilsen; olmaya çalış...

