Hani bütün sesler ayyuka çıkar bazen; Hani hepsi birden, Hani hepsi en yüksek perdeden, Ve hani hepsi kendini paralarcasına... ..... Kulak zarlarım paralanıyordu sanki! § Kulak zarlarını paralarcasına çığlıklaşan azabın bir adım sonrası, sessizlik... Bütün seslerin duyulmaz oluşu... Veya sessizliğin gürültüsü! ..... İçim parçalanıyordu sanki! Ardından, güneş de iniyordu şehrin tepesine, kor halinde bir tepsi gibi gibi...
..... Şehir pusuyordu; Sanki topluyordu dalını yaprağını, kuşunu martısını... Şehir çöküyordu; Sanki düşüyordu dizlerinin üstüne, kapanıyordu kendi içine doğru... Şehir siniyordu; Sanki şehir, eriyen bir dondurma gibi yayılıyordu yere... Ve halının altına ayağını sokmaya çalışan bir çocuk gibi biraz daha, biraz daha denizin altına kaydırmaya çalışıyordu kendini!.. ..... Ama güneş, biraz daha yapışıyordu tepesine... ..... İçim, biraz daha kaynıyor... İçim biraz daha kanıyordu. § Sessizlikler ne büyük gürültü aslında... Değil mi? ..... Ve o şehirde... O şehre seni bırakıp dönüşlerim, ne büyük sessizlik!
Mahsul-u fikir Sayın Muammer Erkul; Bu defa size bir üstadın şiirlerinden gönderiyorum. Kendisi halen hayatta olup, günümüzde aruz vezni ile şiir yazan sayılı kişilerden biridir. İlkokulu bile bitirmemiş fakat eline geçirdiği edebiyat kitaplarından aruz veznini öğrenmiş ve bu alanda benim gözümde gerçekten bir sanatkârdır. Hece vezni , aruz vezni ve koşma türünde eserleri vardır. Hiçbir kitap çıkarmadı yalnız kendi şiirlerini daktilo ile yazıp bir kitap haline getirmiş ve bu kitaba "Mahsul-u Fikir" ismini vermiştir. Şiirlerinde "Zarûri" mahlasını kullanmaktadır. Stop köşemizde şiirler yayınlandığını görünce; "Çorbada benim de tuzum bulunsun" diyerek size bu iki şiiri göndermemi istemiştir. Saygılar....
(I) Nuş ile beyhuşuz ya Rab, serde sarâmız mı var Emraz nahoş, şifaü-i dermanla aramız mı var Gel de geç sıratı dersin, zifri siyah gecede Dizde kuvvet, gözde şûle, elde çıramız mı var Bir selam verdim almadı, etmedi hüsn-ü kabul Bilmem mücella yüzümde çıkmaz karamız mı var Ol derya-i gufranından, Allahım bir damla su Mey-i kevserin almaya, nekten paramız mı var Darbe-i seyf-ı hançerden, kalmadı ferd-ü eser Münferit dil yarasından, gayrı yaramız mı var Ol hesap-ı hayr-ı şerrin, kande bilmem Allahım Huzur-u mizan katında, ölçer darâmız mı var Bakma gel sarf-ı zebana, Zarûri epkem otur Bir tövbe-i istiğfardan gayrı çaramız mı var. *M. Emin Eğilmez (Zarurî)/Şanlıurfa
( II ) Su arar sahrada semek, göller der Allah Allah Deryalar damlaya muhtaç, çöller der, Allah Allah Hiç gam değil vaktı vefat, bağteten etse vürut Koklanır gonca-i ateş, güller der, Allah Allah Bağlanmış ferd-ü usule, cümle ses cümle nefes Girer rakse erbab-ı saz, teller der, Allah Allah Hemen her an, her beş vakit, dîl-ı mescit içinde Okunur sure-i Yâsin, diller der, Allah Allah Yer ile bir yeksan olur, kâffeten can-ı cihan Aynel yakîn ilmel beyan, yeller der, Allah Allah Yaş döker yaş üstüne ol mevcudat-ı mâsiva Dile gelir bahr-ı umman, seller der, Allah Allah Arz-ı Efkâr bir kıbleye, zarurî ferd-ü cümleye Ayaklar yönen kâbeye, eller der, Allah Allah *M. Emin Eğilmez (Zarurî)/Şanlıurfa
SÖZLÜK Arz: Yeryüzü, dünya. Aynel yakîn: Gözle görür gibi şüphesiz bilmek. Bahr-ı umman: Hind Okyanusu. Beyan: Açıklama, izah.
Bağteten: Ansızın, birdenbire. Beyhoş(Bî hûş): Şaşkın, akılsız. Dara: Kabın ağırlığı. Dîl: Gönül, kalb, niyet. Emraz (Maraz): Hastalıklar, marazlar. Ferd: Tek, bir. Gufrân: Cenab-ı Hakkın günahları affedip örtmesi, rahmeti. Hüsn-ü kabul: İyi karşılamak, güzellikle kabul etmek. Kâffeten: Bütünü, hepsi birden.
Kevser: Cennetteki nehir. Mâ-sivâ: Ondan gayrısı. Allah''dan gayrı herşey için kullanılan tabir. Dünyayla alakalı şeyler. Mey: Şarab, içilecek şey. Mizan: Terazi, ölçü, tartı. Mücella: Parlak, cilalı. Münferid: Tekbaşına, yalnız. Nahoş: Hoş olmayan. Nuş: Tatlı şerbet gibi içilecek şey. Sar''â: Bir çeşit baygınlık hastalığı. Sarf: Kullanmak, sarfetmek. Semek: Balık. Ser: Baş, tepe, uç, zirve.. Seyf: Kılıç. Şû''le: Alev, ateş alevi. Vürûd (Verid): Toplardamarlar, ssiyah kan damarları. Yeksan: Beraber
Zeban: Dil, lisan, lehçe.

