Kaydet
a- | +A

Baloncuya sorsanız şöyle der:

Balonlar sanır ki, ben onların uçurucusuyum!

Zannederler ki; onları elimdeki iple havaya iter, yükseklerde tutarım... Ben olmasam uçamayacaklarını sanırlar...

*

Hâlbuki her balonun uçması kendi içindendir...

Uçmak; içine ne doldurulduğuyla ilgilidir!

Uçacak olan balon zaten uçar. Tehlikeli olan balonun uçması değildir. Uçmakta olan balonun savrulmasıdır!

*

Balonlar; uçmalarını baloncudan bilse dahi baloncular bilir kendilerinin uçuran değil, tutan kişi oldukların!

Marifet belki de budur:

Hasbelkader eline geçmiş olan balonların ipini kaçırmamak!

*

Beceremiyorsan, erbabına teslim edeceksin...

Bileceksin ki incecik bir ip var felaket ile arasında; incecik bir iptir savrulmasına mani olan; incecik bir iptir kayıp olmakla var kalmak arasındaki çizgi!

*

Balonlar hep kendi iplerinden çekiştirir, her rüzgârın peşinden gitmek ister.

Ama biz hep "ipinden tutulmakta olan" balonların yüzünü görmekteyiz. Ne güzeller; o ince iplerinin tepesinde arzı endam etmekte, kendilerini göstermekteler.

Peki ya ipini koparan, savrulan, kaçanların halini, kurtulduğunu sanan balonların suratını gören var mı? Acaba bakılabilecek halde midirler?

*

Balon ya uçtuğu için baloncuya minnet duyar veya uçamamasına sebep görür, nefret besler!

Hâlbuki baloncu, emanetçidir!

Bir tutam ipi, bir süreliğine elinde tutar...