Sıyrıldım derinlerinden yalanların; yılanların derilerinden sıyrıldığı gibi!..
.....
Geride kaldı her şey, dün gibi!.. Ama gün gibi, aşikârdı; seni sevdiğim!..
Eyy, sevdiğim...
Ve, boyanmak ister gibi kanından, kınından çekilmişim; sana doğru!.. Ama; "kendimle" savaşım!..
Kendim ile savaşım... Benim, beennn; yenen de, yenilen de... Yerde yatan da paramparça ve başımda dikilen de!.. Benim, bennn; hem yaralarımı saran hekim, ve hem ağaçta yutkunan akbaba!..
*
Bir gün "zaman" kurtulacak benden; öksürerek veya aksırarak... Artık, nefesine engel, ciğerine çengel olamayacağım!.. Çıkıvereceğim içinden sadece, sadece savrulacağım; içimde, senin de kalmanı umarak!..
Dedim ya, sıyrıldım derinlerinden yalanların; yılanların derilerinden sıyrıldığı gibi!..
Ama, "senden önce" sarıldım boynuma; celladımın elindeki yağlı ip gibi!.. Dedim ya; sen isen... Sen iken bile fetihlerin adresi; kavgalarım kendimle!..
Hadi, söyle bana biliyorsan; hem kaçıp hem kovalamak nasıl şey?..
Biliyorsan söyle hadi; perişanlık ne demek kendi zaferlerinde?.. Veya, bir vahşi hayvan gibi; yakalamak ne demek kaçmaktaki kendini?..
*
Ve "mekânlar" çatladı ayağımın altında; düşürmek için beni, zamanın karanlığına!..
Dilimi tutuşturdum...
Dilimden yanıyorum... Dilimden... Aahhh, dilimden;
İçimde, sen!..
*
Eyy, sevdiğim; "feda" mı bunun adı?..
Yani, bu karanlık tuzaklardan... Ve fırlatıldığımız uzaklardan... Senden ve benden geriye "ne kalacaksa" taşıyabilmek için... Yani, görebilmek için önümü; yakmışsam kendimi, dilimden; lambaların fitili gibi...
Seninle yanıp karanlıklarda usuul usul; vazgeçmiyorsam yürümekten, görüyorsam geçeceğim yolları...
Yanmak mı, yakmak mı, nedir; yoksa feda mı bunun adı?

