(ÇağlarNetwork 2. Kariyer ve Ödül günü için...
23 Ekim C.tesi sabahı 10.45'te İhlas Koleji'nde buluşuyoruz.)
Zamanın birinde denir ki insanlara: "Şu an geçtiğimiz yerdeki kayalardan taşıyabileceğiniz kadarını alın!.."
Bir tavsiyede bulunulmuştur kendilerine. Fakat gecediiir, karanlıktııır, herkes yolcudur, yorgundur... Hiç duymamış gibi yapamazlar: Bazısı birkaç çakıl taşını avuçlar ama az sonra atmak niyetiyle. Bazısı ceplerine de koyar çok azını... Birkaç kişiyse; "vardır bir hikmeti" der. Yerdeki taşlardan alır, heybesine koyar...
Sonra ne olur?.. Yolun sonunda, birisi elini cebine bir atar ki, o da ne?.. Tam fırlatacakken görür altın olduğunu. İşte o zaman, öyle feryat eder kiii... Onu işitenler uyanır artık ama nafile! Ahlar vahlar arasında; cebimizde kalan olmuş mu, diye aranırlar!
Peki, karanlıkken ve yorgunken işittikleri o söze inananlar, sözü söyleyene güvenenler, boş muhakemelerle vakti kaçırmayanlar?.. Onlar, külçe külçe altınlarla dolu heybelerini başlarının altına koyarlar, fakat yine de şöyle derler:
"Keşke daha fazlasını alsaydık!.."
*
Şimdi... Fırsat treni, şehrinin istasyonunda durmuş. Diyorsun ki: "Bakalım binen olacak mı?" Diyorsun ki: "Ya bindiğimi gören olur da bir şey söylerse." Diyorsun ki: "Bu kadar yolcuyu taşıyabilecek mi?" Diyorsun ki: "Çok yavaş gidiyor, hızlanabilecek mi?" Diyorsun ki: "Koşsam üç adımda yetişirim zaten!.." Diyorsun ki: "Tren yolu tepenin ardından dönüyor, ben de orada atlarım!.."
Sonra ne diyeceksiniz? Yani tren gittikten sonra:
"Bu tren, varamaz!.."
*
Şu an hava biraz karanlık olabilir. Yorgun olabilirsiniz. Yere eğilip eğilmediğiniz fark edilmiyor olabilir. Fakat sözüne güvenilir birileri, size: "Şu an geçtiğimiz yerdeki taşlardan alabildiğiniz kadarını toplayın" diyor...
Daha ne desinler?

