Kaydet
a- | +A

- Olur da gönlüne düşerim diye beklemekten daha güzeli var: Gönlümde olduğunu bildirmek... § - Kimsenin gözleri ve yüreği böyle gülmez... Dünyaları verseler değişmem bu mutluluğu! İnan anlamıyorum; kalp atışlarımın hızlanmasını, içimdeki horonları, halayları... § - Büyümeli hayallerim... Kocamansa hayaller değer uzaklara, dokunur sevgiye ve selam götürür, getirir... Ne haldesin? Gülümsemelerde misin?.. § - Üşüyor musun? Uzat elini; bir dokunuş kadar yakınım, bir nefes kadar... Tak kanatlarını gel ya da, sarıl sıcağıma! Kapat gözlerini; varsay ki yok dışımızdaki herşey! § - Sen, bir... Nesin?.. Kimsin? Nesin sen; gönlü kanatlı yaratık?.. - Sadece seviyorum! Bütün mesele bu... - Kii mii? - Bazı cevaplar anlaşılmayı bekler! - Bunu mu düşündün altı saatten beri? Soru neydi: Kii miii? - Söyledim ya... - Ne söyledin? - Seni seviyorum... § - Bunu bir daha söylemeyeceğine iddiaya girerim, kaybetmeyi umarak! - Seni seviyorum. - Ciddi isen kaybettim... Yo, kazandım! Öyleyse dile benden ne dilersen... - Bu durum senden bir şey dileme hakkını veriyorsa, sevgini diliyorum. § - Nasıl, ne kadar, ne şekilde? - Verebileceğim en çoğu, en özeli! Ben sevgimiz bir olsun istiyorum, kim bilir ne kocaman olurdu. - Senin için ne dememi, ne yapmamı, seni nasıl sevmemi istiyorsun veya isterdin? - Benim ol, demeni... Benim olmanı... Son sevgilin gibi sevmeni isterdim. § - Canımın ılık yeli... Bilir misin ki; her aynanın ardı, her çorabın tersi, her üzümün çöpü var! § - Ve her gülün dikeni var, (galiba) şu an canını acıttığı gibi! § - Sesin neden çıkmıyor? Fırtına mı çıktı oralada?

Çiçekler mi soldu? Ne oldu?..

Sapanında bir taşım Savrulur deli başım...

Sapanında bir taşım! § Göğe konamam... Yerde duramam.. Kanat kıramam; hedef vuramam. Atma beni; "atabileceğini" bildiğin için... Fırlatma beni. § Savrulur deli başım... Başım döner; Sana doğru! Yuvarlanırım. Fırlatma; tutunamam bulutlara... Boşluğa uzanırım, düşerim; Sana doğru! Sapanında bir taşım... Kavrulur deli başım! § Sapanında bir taşım... Sen; Döşeğim, suyum, aşım... Yolumda arkadaşım... Sırdaşım. Sus... Sus öyleyse ve susuzluğumu dinle. Sus ve susuzluğunu içir bana! § Yüreyebilecekken dur, konuşabilecekken sus... Ve beni atabilecekken tut. Savrulur, varsın savrulsun... Kavrulur, varsın kavrulsun... Sen bil ki; avucundayım... Sapanında bir taşım.

İstanbul''da sükûnet Osmanlı''nın bütününü dürüp, buruşturup "çöpe" atma heveslisi ağaç mantarları için, İstanbul''da 14 yıl kalan Fransız De la Montraye 1727''de diyor ki: "Tek hırsızlık vak''ası duymadım. İstanbul dışında 6 Rum eşkıya yakalanıp cezalandırıldı." § İstanbul, 1835 senesine kadar dünyanın en büyük şehri... Bu büyüklük, kendi içinde pek çok büyüklüğü de bulunduruyor elbette. Kayıtlar, yine pek çok şeyi anlatıyor her zaman olduğu gibi. § Kanunî Sultan Süleyman Hân devrinde (1520-1566) yılda işlenen cinayet sayısı ortalaması sadece 1 (bir) adet. 1769''da Sir James Porter diyor ki: "İstanbul sokaklarında ne ayaklanma, ne hırsızlık, ne düzensizlik bilinmez." 1740''ta Fransız Comte de Bonneval: "Osmanlı Devletinde hırsızlığa, haksız ve zorba bir davranışa hiç tesadüf etmezsiniz." 7 yıl sonra yine Fransız Guer''den bir not: "Osmanlı Devleti''nde asayişin mükemmelliğini görmek, ne derece medenî olduklarını anlamaya yeter." 17. asırda yaşamış olan Evliya Çelebi ise şöyle kayıt tutmuştur: "Geceleri İstanbul''da 12.000 bekçi vazifelidir. Her sokağın bir bekçisi vardır. Bunlar sokak halkını çok iyi tanırlardı." § İstanbul, Osmanlı zamanındaki huzuru özlüyor mu ne?