"Sevdiğine hangi şiiri yazdın?" Deseler, donup kalırdı Mecnûn...
Ve deselerdi:
"Söylesene! Sen ki ismi, aşka karışıp tüten, uzaklardan görülen; onun için ne yaptın?"
"Onun için?.. Ben, sadece yaşadım!.." Derdi Mecnûn.
*
Eskiden, çok eskiden...
Sarıyer henüz, dünyanın en güzel yeri iken...
Susmuştu Mecnûn...
Gözleri, sevdiğinin yüzünde; bir duru göldeki zavallı kuş tüyü gibi, yüzüyordu...
O güzeller güzeli ise şaşırmış ve eliyle Mecnûn'u göstererek;
"Siz, bununla nasıl tanıştınız?" Diye sormuştu...
"Bildiğiniz gibi, ben aşçıyım efendim. Küçük bir yemek dükkânım var, İzmir'de, sanayide. İşte oraya, kapıma geldi. Ya derdine çare veya bedenine mezar arıyordu..."
*
Yüzünün sol yanına aydınlık vurmuştu pencereden...
Birkaç martı kanat çırptı o sıra, üç beş dalga çırpındı... Mecnûn ise; oradaki herkesin, yüreğinin sesini duymaya başladığını sandı.
"Bir şeyi yok... Dedi o sırada, kalbinin sahibi. Ve sözünü şöyle tamamladı:
Onun derdi aşk!.."
*
O, bendim!
O zaman ve o mekân bendim ve ben suya havaya, denize buluta karıştım... Sanki bir soluk olup içime doldu her şey ve ben artık hep, onu soludum!
*
Mecnûn'un hayatı, tek kare fotoğraf olsa; "çölde yürüyen bir adam" hayali görürdük...
O, bendim!
Ben, sadece, çölde, yürüdüm!..
*
"Herkes bir şeyler yazdı, peki sen; adı aşka karışıp tüten, uzaklardan görülen! Sevdiğine hangi şiiri yazdın? Onun için ne yaptın?"
"Ben... Onun için?..
Ben, sadece, yaşadım!"

