Biliyorum ki, işte bu sisin arkasında uzaklar... Bu sisin ardında özlediğim herşey... Ve sen; Sen bu sisin arkasındasın... § Sis basardı bir zamanlar uzakları... ..... Sesler kesilirdi; Yüklükten çekilmiş bir serin çarşaf gibi serilen sisin, renk ve şekil namına ne varsa üstünü kapatmasının ardından... Duyulanlar da sanki yakından gelirdi; mesafesini tahmin edemezdin "pat pat pat pat pat..." diyerek geçen kum motorlarının... ..... İşte böyle vakitlerde... Havuzlu parkın arkasındaki denize doğru uzanan... Sağ tarafındaki direk ve kalaslara balık ağları asılı tahta iskelenin, hemen başındaki salkımsöğüt, "sanki" terlerdi!.. Hani sanki; Ilık bir sabaha uyanan insanın, tenindeki nem gibi... Veya, aslında zıplamaya hazır; ama şimdilik seni süzen bir kuzunun burnuymuş gibi; ...dokunasın gelirdi!.. Sükûnet bir tül perdeymişçesine asılı dururken havada... Yahut sen, koca bir pamuk yumağının içindeki kurdunkine benzer duygular hissetmeye başlamışken... Biraz yukarıda "kucak kucak ışık bulduğunu" müjdelemek için çılgın gibi sise dalıp... Ve keskin gagasını sonuna kadar açarak, inanılmaz bir "caaak!.."ırtı koparan martı, huzûra garkolmuş yüreğinizi ağzınıza getirirdi. ..... Nasıl olurdu bilmem... Ama havanın, böyle, sanki bir kalıp peynire... Bir bardak süte kestiği böyle zamanlarda, beni bula bula bizim sokağın kedisi bulurdu... Hem de hiç şaşırmadan, hiç aramadan... Dimdirek ve dosdoğru gelir... Yaklaşır... Bir adım kala durup yüzüme bakar... Bana bir şey der ve kafasını yan çevirip, tepesini... Yani iki kulağının tam ortasını bacağıma dayar ve sonra sürttürürdü... Bir şey derdi de bana, ne derdi... Ne derdi bana?.. Ne derdi? ..... Derdi buydu işte gönlümün!.. Sis basardı bir zamanlar uzakları; belki şimdi de bastığı gibi. § Sisin o yanındayken, sisin "ardı"nı hayal ederdim... Şimdi burdayım, ama içim orada!.. Şimdi yine sanki gök yerlere inmiş gibi...
Bulutlara saplanmış gibi başım; Yahut hava bir kalıp peynire, bir bardak süte kesmiş gibi... Deniz yok belki ayaklarımın dibinde... Ama hep bir şeyler diyen... Sonra da başını eğip iki kulağının ortasını... Yani tam tepesini bacağıma sürttüren sokağımızın kedisi de yok... Havuzlu parktan; süzülen ağlarıyla birlikte, içimdeki deniz şıkırtılarına uzayan essmer güzeli ahşap iskele de yok...
Ne çok yok!.. En çok "var"ım, "yok"larım!.. § Niye mi düşündüm şimdi bunları?.. Sandım ki, pamuk yumağı içindeki kurdunkine benzer yalnızlığıma dalıvereceksin; "bir kucak ışık" bulmuş o çılgın martı gibi... Ve... Yüreğimi... Ağzıma getireceksin!.. Biliyorum ki; işte bu sisin arkasında uzaklar... Bu sisin ardında, özlediğim herşey... Ve sen; Sen de bu sisin arkasındasın!..
Sizden şiirler Kardelenlerin saflığı / Karanfillerin acizliğinde düşün beni / Sonra gözlerini yumarak umuda / Ellerini uzat bana / Yüreğini uzat / Ve sorma neden / Çünkü seni sevmek / Gökyüzünde yıldızları düşünmek gibi / Hiç gelmeyeceği beklemek gibi / Özlemek gibi bir şey. § Sevdalı değil yüreğim / Bir yangın yeri / Küllerin arasından eşeliyorum / Közleşmiş hayallerimi / Kelimelerin yarımlığı / Gözlerin umursamazlığı / Düşündürmez beni / Sessizliğin düşündürdüğü kadar. * Muammer Haydaroğlu
Bitir hasreti Akşamlarda sakladım hüznünü, / Her gün bekledim geliş gününü, / Sensiz yaşamadım ne dünü ne bugünü, / Çok mu zor gel artık bitir hasreti. Yıldızlara eş tuttum sevdamı, / Yaşattım kalbimde senli her anı, / Geride bıraktın biraz hüzün biraz anı, / Çok mu zor gel artık bitir hasretti. Bir bakışını, bir gülüşünü özledim, / Mutlu ederdi beni sözlerin, / Gel desen dağları aşar gelirim, / Çok mu zor gel artık bitir hasreti. * Mesut Bahar
Kenara çekilmek Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeden yaşayışı ve felsefesiyle ünlü Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta, zenginliğinden başka hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır... İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, gayet sakin kenara çekilerek şu karşılığı verir: "Ben çekilirim!.."

