Kaydet
a- | +A

Zarurî''yi bize, (dolayısıyla sizlere) Şanlıurfalı okuyucumuz Aynur Alptekin tanıtmıştı. Aynur hanım zaten, pek çok şiirini bu köşede okuduğunuz bir kalem ehli olduğundan, Mehmed Emin Eğilmez gibi gizli kalmış bir cevheri bulduğu an üzerindeki tozu alelacele silmeye ve onu gün ışığına çıkarmaya gayret etmesi kendisinden beklenmeyecek bir davranış olmazdı... Öyle değil mi?.. ..... Hatırlarsınız, şiirlerini yayınlamıştık burda ve biraz tanımak istediğimizi de bildirmiştik, kendilerini... Mehmed Emin dedemiz(*) almış kalemi eline ve kendini, yine kendi üslûbuyla anlatmış bizlere. ..... (*)Umarım ki gücenmez bizim bu lafımıza, çünkü şairin yüreği delikanlı olur... Yine de dua bekleyerek ellerinden öperiz, SEVGİ KÖŞEMİZİN ZARURİ DEDESİ''nin...

§

Zarurî''nin mektubu Ne beni benden sorarsın, aziz dost. Şanlıurfa Yusuf Paşa mahallesinde kayden mukayyet, bugün ise aynı ilin Kadıoğlu mah. Dükkanlar sok. 4 no''lu hanede ikamet ettiğimi bilmiş ol.

Doğum 1332. Sin ise 85''e yelken açıp rüzgârı intizar etmekteyim.

Ne beni benden sorarsın sen dostum ali cenap.. Hangi birini arz-ı izah edeyim? Yeter ki siz alttaki dörtlüğü okuyun. Mükerrer okunmasını ayrıca arz-ı istirham eder.. Derin saygılarımla. .....

Bidayetten beru el''an, kara bahtım ak değil Boz bulanık göz yaşımla, zülâl-ı berrak değil Zarurî bu sergüzeştim, deveden kulak değil Hepsin disem sayfa almaz, cilt''be cilt kitab olur.. ..... (Bidayet: Başlangıç... Zülâl: Berrak, tatlı, güzel, soğuk su... Sergüzeşt: Macera, serüven...) Hitamen anlamaz hünkâr ne bilsin vâris-i taht.. Kervan sahibi bir han olan anlar bizi. Şiddet-i ateş-i aşka oldum bir kuru hatab.. Bagri püryan, derunu duman-i külhân olan anlar bizi. Bakma kâr-ı ihtikâra cilve-i mekkâra sen.. Ferd-ı tefekkür ile memba-ı Şat ile fırat, gözleri ceyhân olan anlar bizi. ..... (Hitam: Son, nihayet. Bir şeye mühür basmak, yazının veya istidanın sonunu mühürlemek... Vâris: Mirasçı, mirasa konan... Hatab: Odun... Püryân (Biryân): Kebabın bir nev''i. Pîran, Pürân... Derûn: İç, gönül... Külhân: Hamam ocağı... İhtikâr: Malı kıymetlenmesi için saklamak... Mekkâr: Hileci, düzenci... Menbâ: Kaynak... Şât: Koyun... Şat'': Yerden taze zuhur eden ekin yaprağı. Ekinin taze çıkan filizleri, yaprağı... ) § Tahsil durumum ise bir heç: Rebbü esirde bile dört yanlışım var. Kısacası ilkokul kapısından bile bir gün geçmiş değilim. Nihayet idrakin faal çağında... (Ali''den A, Zeki''den Z harfini aldıktan sonra kalan 27''si kendiliğinden geldi.) Ayrıca ben abd-ı acizleri şair değil. Zira şairlik henüz ucuzlamadığı dolaysı ile bu bap''tan da bir hisse-i hasenat alamadım. Kısseyi şöyle idraz edelim. Koşma Kaside Divan Gazel Müseddes Müstezat Mütenazır ... babında muhtaç olmayacak kuyudat''ta mevcut.

Dün evvel gün bir benzerı dal fidan

Bugün oldum içi münhâl derunu kof bir çınar..

- Son -

..... (Abd-ı aciz: Aciz insan, çaresiz kul... Bab: Kapı, kısım, parça, fasıl... Hasenât: Güzellikler, iyilikler... Kuyudât: Kayıtlar... Münhall: Boş, meşguliyetsiz, memuru bulunmayan...)

"Hakiki sevgi; iyilik gördüğünde artmayan

ve kötülük gördüğünde de

eksilmeyendir." (Yahyâ bin Muâz-ı Râzî)

Koşma Yine yol göründü çukur ovaya Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü Hayli menzil alır burdan oraya Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü

Üç aydan üç aya, dikkat nazara Dört arşın kefene, düştüm pazara Diyar-ı gurbette, meçhul mezara Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü

Gezerken ikpalı, mihnet bağında Kavruldu varlığım kendi yağında Ecel bekler bizi gavur dağında Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü

Her bir yanım neşter ilen bir yâre Kalmadım bir zerre, tiğ-ı tebere Vefatım mukadder, kara habere

Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü

Doymadan Zarurî ömrüm yaşına Gel diyor Azrail hesap başına İki adım kalmış, hudut taşına Gitmesem bir türlü gitsem bir türlü Mehmet Emin Eğilmez

(Zarurî)