Annelerinden, kızlarına doğru... Kızlarından, babalarına doğru... Babalarından, oğullarına doğru... Oğullarından, annelerine doğru... Hatta, bu mıknatısı dışından sarmalayan; torunlar ile büyükanne ve büyükbabalara "ılıkpembe"
bir bakış açısı... (2)
... ... ... Sen ne kadar mutsuzsan, ben de o kadar mutsuzum, desem, belki tam doğru olmayabilir...
Ama şu, tam doğru olur ki; Senin mutsuz olmandan, ben hiçbir zaman mutlu olamam... ..... Çünkü sen; bilmediğim zamanlarda bağlanmışsın bana ellerimden ve ayaklarımdan ve kalbimden... Yüreğin sızlasa; ben duyarım... § Sen, belki ardımda; ayağımın çıplaklığını yadırgar, beğenmezsin... Ama ben, her adımımda,,, az sonra senin de basacağın toprağı yoklarım çıplak tabanlarımla; Senin ayağını incitebilecek keskin taşlar ve sivri kıymıklar "bana" rastlasın diye!.. § Sen, şu dünyanın son evladı olsaydın, ben sana bunları yazar mıydım, bilmiyorum!.. Ama sen son insan değilsin! Sen benim ardımdan geldiğin gibi, senin de ardından gelenler olacak... Ve senin onlara söylemen gerekenler olacak, göstermen gerekenler olacak, ve öğretmen gerekenler olacak... Bir tavsiye ister misin benden: Benle sen; "biz" olup yürürüz, öyle veya böyle. Yürürüz de, sen; işte bu "bir" olmanın sana öğreteceklerini düşün... Bunu hisset yudum yudum, ve hazmet... Şimdi öğrendiklerin, "öğretirken" sana çok lüzumlu olacak!.. § Önünde diz çöktüğüm... Gözlerinin tam içine baktığım... Ve ben seninle, sen de benimle "konuşmayı" ilk öğrendiğimiz zamanlar; Sen göbeğinin üzerinde yatarken... Ben de göbeğimin üzerine yatarak, ikimiz yüz yüze, ikimiz göz göze, ve ikimiz can canayken... Ben sana, ve sen de bana "bakmayı" ilk öğrendiğimiz zamanları düşünüyordum... Şimdiyse, hem bu güne kadar "oynayan" bütün filmi hatırlıyor, hem de bundan sonraki muhtemel senaryoları hayal ediyorum... Coşkulu törenlerdeki kurdele gösterileri gibi renk renk izler bırakıyorsun sen, içimde benim. Ve ben, senin her halini seviyorum. Her rengini... § Kendimi bıraksam; "senin yaşından geçmiş olduğuma" yaslanarak, benden farklı veya fazla bir satırlık artın olamayacağına hükmedivereceğim... Bu, ne büyük bir hata; senin de bildiğin gibi... Tecrübe iyi de, işte böyle bir tuzak kurabiliyor insanın ayağının altına. Bazen,, yok, bazen değil çoğu zaman, ancak "düştükten sonra" fark ediyorsun bu çukuru. Bakıyorsun ki; içindesin!.. Yani, zaten kayganlaşmış olan yolda, şimdi bir de bu çukurdan çıkmak için uğraşıyorsun!..
§ Farkında mısın; Konuşabiliyor olmak, ne büyük bir nimet?..
..... (Ilıkpembe, dün başlamıştı, yarın da devam edecek.)

