Kaydet
a- | +A

Şiirin adı;Çile... Şairin adı da... Boşluğu ense kökünde gezdiren ve gökyüzüne yuvarlanan adam... Aynı ıstırabın bir yerinde gök devrilirken, bir yerinde toz kanatlı kelebeğin mahzun, çaresiz ve şaşkın bakışlarına içiniz titriyor... Şiddetin sukutla kesiştiği noktada tutuyor sizi hep ve içinizdeki fikir tembeli adamı alıp, zorla yerden yere vuruyor; iki kolundan tutup toprakla gökyüzü arasında silkeliyor... Bir çetin ve hazin maceradır yaşadığı, davet ettiği ve adını koyduğu... Şairin görevi budur belki de: Adını koymak... * * * Ya aşkına ne demeli? "Sen kaçan ürkek bir ceylansın dağda... Ben peşine düşmüş bir canavarım..." Aşk bütün canlıları örtmüş yalnız iki şey kalmış yeryüzünde yaşayan, soluk alan... Biri nazlı ve ürkek bir ceylan... Biri o... Ve yekpare dünya bir dağdan ibaret... Zamanın, aşkın ağlarına yapıştığı, teslim olduğu, ritmini kaybettiği ve can çektiştiği bir tablo... * * * Tarihe söylenecek şundan daha güzel mısra var mıdır? "Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?" * * * Ve geceler... "Bir esmer kadındır ki kaldırımlarda gece... Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler..." * * * Dedim ya, belki de şairin görevi, adını koymak...

Hadi şairler, şair geçinenler... Girilmemiş, yaşanmamış ve onun tarafından adı konmamış bir mevzu bulun... Bulun da şairliğiniz kayıtlara geçsin... Yoksa şairlik en kolay ve en çabuk cüret ettiğimiz iştir milletçe... Ve tükettiğimiz... Onun için şiirden mahrumuz belki de... * * * "Şiir bu mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden birisi... Ben, bu rütbelerin en yükseği içinde, O''nun ümmetlik liyakatinin en alçak ferdi olarak. o mukaddes eşiğin süpürücüsüyüm... Kendimi böylece takdim ederim..." Üstad Necip Fazıl şairin de adını koyuyor bu satırlarla... Aramızdan ayrılalı 17 yıl oldu...

Ama hep yanıbaşımızda...