Kaydet
a- | +A

Ben bu yazıyı, eski çağın son gününde yazıyorum... Siz yeni çağın ilk gününde okuyorsunuz... Bugün tarih atarken, içimiz ürpererek "2000" yazıyoruz... "2000" sanki hiç gelmeyecek uzak bir tarih gibiydi... "2000"li yıllar da, birçok şeyi ertelediğimiz sığınak... Buyurunuz; 2000, yani 2000''ler geldi... Ne oldu... Ne olacak ve ne bekliyoruz? * * * Üşenmeyin bir gökyüzüne bakın önce... Sonra bir ayna bulup yüzünüze... Ardından bulunduğunuz mekana... Açın televizyonu... Karıştırın gazetelerin sayfalarını... Sizi şaşırtan ne var? Sadece 2000... Herhangi bir yerdeki 2000 yılı ibaresi... Miladi takvimin artık 1''le başlama şansı yok... Hepsi o... * * * Bir yığın masraf ve patırtıyla girdiğimiz yeni çağ, yeni bir şey getirmeyecek... Tarih koymak veya tarih düzenine uymak duvara çentik atmak gibidir... Bu çentikleri isimlendirmek sanal bir yaklaşım... Lüzumlu ancak sanal... Güzeli, çirkini, iyiyi veya yeniyi şekillendiren ve şekillendirecek olan bizleriz... Mesele 2000''li yılların ne getireceği, nasıl olması gerektiği değil, bizim ne olacağımız, ne yapacağımız, ne üreteceğimiz... Eğer bu yeni çağda da, güzellikleri bizatihi kendimiz yerine, gelecek günlerden bekleyeceksek, geçtiğimiz yüzyılda başlayan "hız çağı"nın gazıyla, "3000"li yılları, hedeflerimizin adresi olarak verebiliriz... Bu şizofren edebiyat, çok kullanışlı ve iyi boşluk dolduruyor. Ne güzel... Düşünsenize; herkesin ağzında: "3000''li yılların Türkiye''sinde...." vs...vs... * * * Sizi bilmem... Takvimdeki tarih neyi gösterirse göstersin, ben eski bakkalları, kavanozda akide şekerlerini, çıngıraklı yoğurtçuları özlemeye devam edeceğim... Çünkü... Tarihin değişmesi, özlemlerimi değiştirmeyecek... İstanbul sevgimi ve hasretimi... Osmanlı hayranlığımı ve "Büyük Türkiye" rüyamı değiştirmeyecek...

Yanık bir türkü yine içimi burkacak. gece yarıları yine şiir nöbetlerim tutacak... * * * Ve ne kadar müşteki olursak olalım.. ben bu Anadolu''yu.. ben bu İstanbul''u.. ben bu garabetimizi seviyorum... Haydi yeni tarih sihirli bir değnek olsun da, bilhassa şikayetlerimiz açısından herşey bir anda değişiversin... Herşey "bir anda..." Sanırım, hasretini çektiklerimizin listesi o "bir anda" ciltleri dolduracak kadar uzar... * * * Mutluluğumuzun reçetesi gelecek günlerde değil... Bakın gelecek günler geldi, çağ değişti; ama değişen bir şey yok... İnanmıyorsanız çıkın sokağa, açın pencereyi, derin derin nefes alın... Ne hissediyorsunuz... Ve dünden farkı ne? * * * "Mutlu yıllar..."