Ha sonbahar gelmiş; Sarısını hüznümden, serinliğini yüreğimden damıtıp... Ha gündüze küsmüşüm... Boynumun büküklüğüne bahanem çok! Gözyaşı ustasıyım; işsiz... Ve yalnız... *** (Sonra seni düşündüm...
Bir an! Ey sevgili! "Ahir zaman" deyip geçiştirmek çok zor!
Ne kılıcımda kan izi var. Ne muhabbetin dindiriyor acımı. Bu hal nedir?) *** Şiir aramayın enkazımda... Ha sonbahar gelmiş; ha gündüze küsmüşüm... ''Aşk yâresi'' anlatmaz hâlimi, Aşk bendim! *** (Adını koyamadığımız bu işte: Bin kere düşüp, bin kere kalktık ayağa...
Çokça haykırıp, çokça sindik... Aynada suretimiz yok şimdi...) *** Şimdi bir musalla taşından seyrediyorum gökyüzünü... Akşam sonrası, alacakaranlık. Çıplak dalların arasından; koyu bulutlar... Hiçbir şeyin vakti değil; avlu bomboş... Sözün bittiği yerdeyim yani... Yani her şey nafile... *** (Biliyorum; son nefesten önce ölünmez.
Biliyorum; hâlâ buradayız.
Biliyorum; bu miras bizim...) *** Gözyaşı ustasıyım; işsiz... Ve yalnız... Acımı ezan dindirir! *** (Uzaklardan edilmiş bir dua uçup gelir başucuma...
Bir anne şefkatiyle okşar başımı...
Kavrulan dudaklarıma bir damla su, karanlığıma aydınlık olur. Kimin duası?) *** Sarı ve serin bir hüznün kucağında, Kalbim yangın/üşüyor ellerim... *** Yazık; bu yangın öldürmüyor... Yazık; gözyaşı söndürmüyor... *** (Olsun... Kılıcımda kan değil; gözyaşımın ve duamın izi var... Bir değil, bin ihtimal daha var!)

