Kaydet
a- | +A

Hayat yokuştur... Öyle görür, öyle yaşarız.. Belki çok dik bir yokuş değildir ama, yokuştur... Önceleri cesaretimiz vardır çıkmaya; halbuki zaman yükü ağırlaştırır... Soluklanmak aklımıza gelmez... Durup dinlenmek aklımıza gelmez. Ve o an... Neresindeysek yolun... Oradan herşeyin nasıl göründüğüne bakmak, o anı yaşamak... Aklımıza gelmez... *** Çok dik değildir; çıkılmalıdır, son noktaya varılmalıdır... Her an gittikçe ağırlaşan yüke, hırsımızın esaretinde katlanırız... Üzerimizden bulutlar geçer... Yağmur yağar, mevsimler döner, gülüşmeler, hıçkırıklara karışır... Hepsini alırız sırtımıza yaşamadan... Çıkmaya devam ederiz... *** Bulut nedir?

Yağmur damlası ne renktir? Kim güler, kim ağlar? O anı yakalayıp, o andaki hayatı avucumuzun içine alıp, bakmayız... *** İşte herkes çıkıyor... Yokuştur aslında ama; çok da dik değildir... Ha gayret; çıkarız... *** Ve bazen bittiğini sanırız...

Nefesimiz kesilir; bir adım ötesi yoktur artık... Oralarda bir yerlere çökeriz; sırtımıza çöken hayatla birlikte... Veya bazan yokuş biter; ama görmeyi umduğumuz hiçbir şey yoktur ortada... "Bitti" sanırız... *** Pişmanlıkla yüzleşmek zor gelir... Geriye dönmek zor gelir... Sonra... Çıkılacak yeni bir yokuşun histerisi gözümüzü karartır... Hayatın en olmaz yerinde aptalca paniklerin -ama içimizde saklarız güya- kucağına düşeriz... Yeni bir yokuş, önceki yokuş için intikam saatidir... Bir an önce yeni bir yokuş... *** Durup bakmadığımız, dönüp tutmadığımız günler... İçindeki yaşanmamış zenginliklerle beraber... Hayatın ta kendisi yani... Zamanın koluna girip... Üstelik yokuş aşağı... Çekip giderler... Gözden kaybolduklarının farkına bile varamayız...