O evden kaçan ve köprü altlarında yatan bir çocuğun kaderini paylaşıyor şimdi... Yüreğinde saf çocukluğu ve sıcak bir yuvanın hasretiyle kir-pas içinde... Gözleri pırıl pırıl... Gözleri kıvılcım...
Lakin elleri tanınmaz... Elleri soğuk ve çatlak... Ve kayıp... Ve arayanı yok... * * * Duvar diplerindeki uykularına hangi sarhoşun arabasından çamur sıçrar... Duvar diplerindeki uykuları hangi kâbuslarla bölünür ve sonra hatırlamaz... Ve duvar diplerindeki uyku uyku mudur? Yaşamak mıdır? * * * İstanbul''a Marmara''nın üstünden soğuk bir rüzgar eser... Elleri ceplerinde... Zaman alabildiğine başıboş ve anlamsız... Geçen zaman mıdır? Saat hangi vakti, takvim hangi tarihi gösterir? Zaman var mıdır? * * * İstanbul''a Marmara''nın üstünden soğuk bir rüzgar eser... Elleri ceplerinde... Hayaller denizin dibinde ışık vurdukça parıldayan rengarenk taşlardır... Elini uzatsan sanki tutuvereceksin... Şu dalgadan sonra sanki görünüverecekler... Ne sobada kızartılmış ekmeğin kokusu gerçektir. Ne onu ısrarla düşünmek gerçek yapar... Ne şefkatle bakan anne... Ne o annenin sesi... Ve kalabalıklar düşman kesilir. Zayi olan hayaller değil kendisidir.
* * * Bir gün... Bir sokak ortasında "Ben neredeyim" diye sorarsanız kendinize, derin derin nefes alın... Ezan kokusunu, yosun kokusunu, erguvan kokusunu duymaya çalışın... İstanbul''da, İstanbul''u hatırlayın... Hatırlamaya çalışın... Belki duyarsınız İstanbul''un acısını.... Belki anlarsınız neyi kaybettiğimizi... * * * O, evden kaçan ve köprü altlarında yatan bir çocuğun kaderini paylaşıyor şimdi... Yüreğinde saf çocukluğu ve sıcak bir yuvanın hasretiyle kir-pas içinde... Gözleri pırıl pırıl... Gözleri kıvılcım...
Lakin elleri tanınmaz... Elleri soğuk ve çatlak... Ve kayıp... Ve arayanı yok... * * * Canım bir yerlere gitmek isteyince... Önce heyecanlanıyorum hep... Sonra hüzün basıyor ağır mı ağır... Dokunsanız ağlarım hani... Ve aklıma kimsesiz bir çocuk geliyor... İstanbul''un elinden tutmuş... İstanbul gibi...

