Küçük bir dükkândı... Vitrinde herhangi bir yazı veya tabela yoktu... Sokağın ayakkabı tamircisiydi... Kapının hemen girişinde küçük bir tabure, önünde küçük bir tezgâh ve o... "Yaşlı bir amca" deyip geçmek mümkün ama... Kır saçları, sessizliği biraz da umursamazlığıyla işini yaşayan bir adamdı... -Bunlara bir bakar mısınız? diye uzattağım ayakkabıları, kafasını hafif eğip, gözlüğünün üstünden inceledi... Ve elindeki ince çekiçle tabureyi gösterdi... - Otur ve biraz bekle... Dükkânın içiyle dışı arasında en az 20 yıllık bir zaman farkı olduğunu hissetmiştim o an... Dışarıdan arabalar geçiyordu, insanlar geçiyordu ama o seslerin toplamı 20 yıllık bir tünelden süzülerek geliyor ve "gürültüsü"nü kaybediyordu sanki... İçeride o ince çekicin çıkardığı zayıf "tık tık" sesiyle, ortama uygun "lambalı radyo"dan yayılan türkünün nağmeleri vardı sadece... Lambalı radyo tabiri teknik olarak doğru mudur bilmiyorum ama, biz öyle diyorduk o koca "hengâme"ye... Hani salonların en gözalıcı yerine "konuşlandırılan" ve üzeri dantelli örtülerle süslenen... *** Duvar diplerinde üzeri tozlanmış torbalar... Torbaların içinde eski ayakkabılar... Bir insan boyunun hizasında, dükkânı çepeçevre saran, birbirine bitişik olarak yapıştırılmış takvim manzaraları... Manzaraların üstünden zaman geçmiş, sarartmış, soldurmuş... Elimde bir çift tamire muhtaç ayakkabı, düşünüyorum... Dinmiş ve içime dönmüş bir halde... *** Ayakkabılara ömür katan, ömrünü bu dükkânda geçiren bir adam...
Radyodan nağmeler; dışarısı yok... İnsanlar kapının değil, zamanın eşiğinden atlayarak giriyorlar içeri... Ve çekiç sesi... Tık-tık, tık-tık... *** İşim bitip çıktığımda, eve dönerken...
Çocukluğumun sokağı, o sokağın bakkalı, bahçedeki erik ağacı... ne varsa tavan arasına kaldırdığım... Hepsi gözümün önüne geliyor... Ayakkabı tamircisinden değil, geçmişimden dönüyordum sanki... *** Bir hiperçarşıda, kalabalığın arasından ayakkabı vitrinine bakıyorum... Camekândan o eski dükkân yansıyor birden... Gürültü ve keşmekeş... Sonra yorgunluk... Ve hayal aleminin kapıları açılıyor sonuna kadar, kaçıp kurtulmak için... Hüzün ve hasret esir alıyor...

