Kaydet
a- | +A

Kimisi, çanta içinde 1 milyon dolar...

Kimisi, zarf içinde 200 mark...

Kimisi, seyahatlerde odalarına gelen kadın ikramı...

Kimisi, harçlığını harcamak yerine, bir cüzdanı kalının masasında yemek...

Birilerimiz bir şeyler yiyor işte...

Utanmadan, sıkılmadan ve de işin nereye gideceğini hiç bilmeden...

Bunlara "Yediğiniz, içtiğiniz, şey yaptığınız sizin olsun, afiyet olsun" demek de bize düşüyor...

Ve bu gibilerinin töhmet altında bıraktığı yüzlerce gazeteci, insan içine çıktığı vakit şüpheli gözlerin rasatında başını öne eğmek zorunda kalıyor...

Kimin yüzünden ?

Ciğeri beş para etmez, meslekdaş demeye dilimizin varmadığı bir kaç kişi yüzünden...

Türkiye Gazetesi''nden hiç bir arkadaşımızın Bulgaristan seyahatinde yer almaması ve de çanta veya zarf olaylarından hep uzak kalıp, böylesine çirkin yakıştırmalardan ayrı tutulması gerektiğini, burada gururla belirtmek isteriz...

***

Eskiden sadece futboldan kopanlar paraşütsüz mesleğimize pike yaparlardı, şimdi canı isteyen elini kolunu sallaya sallaya aramıza karışıyor...

Biz bunlar gibi, babasının himayesinde bir gazeteye kapağı atmış bir delikanlıyı, hatırlı birisinin kartviziti ile mevki bulmuş, spordan bihaber torpilliyi, hep buyur ettik gazeteciliğe...

Mesleğimizi pazarda limon satmakla eşdeğer gören zihniyete kapılarımızı ardına kadar nasıl açtık?..

Balıkçısını, tırcısını, doktorunu, şoför kursu sahibini, türkücüsünü, komik sanatçısını, okuma yazma bile bilmeyen yeğenleri, nasıl da birdenbire gazeteci, spor yazarı yaptık...

Hiç hesap sormadan...

Hiç bir engelle karşılaştırmadan...

Üstelik oturduğumuz koltuğumuzu bile onlara vererek, buyur ederek nasıl da iltifat gösterdik...

Onları "Bu mesleğin ilkelerini, bu mesleğin dürüstlüğünü, bu mesleğin çilesini" hiç hissettirmeden nasıl da bir çırpıda

***

Şimdi ortaya çıkmış, iş işten geçtikten sonra "Vay be meslekte çıta 1 milyon dolara çıkmış" diyoruz...

Bundan önce duyulan, duyulmayan, ortalıkta dolaşan dolarları hiç hatırlamadan küçük dilimizi yutuyoruz...

Bulgaristan''a giderken otobüste bir televizyon yorumcusu geçinen kişi tarafından gazetecilere dağıtılan 200 markın ezikliğini bırakıp, şimdi kalkmış 1 milyon doları konuşuyoruz...

Sanki rüşvetin büyüğü, küçüğü olur...

Büyük iş yapan veya büyük iş yapma gücü olan büyük götürüyor, bazıları da 200 marka fit oluyor işte...

Önce gazetelerde, sonra da televizyonlarda muteber kişi olan bir yorumcu buralara nasıl geldi biliyor musunuz?

Birilerine ev alarak, bazılarına sofralarda yemek ısmarlayarak, bazılarının seyahat masraflarını çekerek, bazılarının yurt içi ve dışında otel giderlerini karşılayarak...

Aranılması mecburiyetten...

Aranılması, arayanların kendisini borçlu hissetmelerinden...

Ezikliklerinden...

***

İki satırı bir araya getiremeyen yazar geçinenlerin yazılarını yazan, bu mesleğin gerçek emekçileri sürünmeye devam ededursun...

Onlara ne kadar koysa da, elleri mecbur, bu işler böyle yürüyecek...

Birisi kaymak yiyecek, bazıları da kabı sıyıracak...

Ama o kaymak yiyenler kendilerini ne kadar gazeteci saysalar da, bizim gözümüzde, onlara hamallık eden, uşaklık etmek zorunda bırakılan arkadaşlarımız, bu mesleğin beyefendileri, namus bekçileridir..

Onlar, bu yozlaşmanın içinde, alınlarından öpülecek kişilerdir...

Şimdi onlar çaresiz...

Onlar, rüşvetçilere nefret dolu bakışlar atmaktan başka ne yapabilirler ki?..

Onların derdi, evlerine götürecekleri alın terinin karşılığı olan helâl paradır...

Varsın birileri kaymakçı olsun, ne yazar...

Onlar gözümüzde, bizim yüz karalarımız, utançlarımız ve de haklarımızı gaspeden eşkıyalardır...

Yeter ki, direnebildiğimiz kadar direnelim...

Yeter ki, bu yozlaşmada bazılarımız yine de saf, temiz ve berrak kalabilsin...

Yeter ki, elimizdeki son kalemimizi, bu gibilere kaptırmayalım...

Haydi arkadaşlar...

Savaşa devam...