İnsanların en mutlu günlerinde neler yaptığını şöyle bir araştırdık... Amerika''da uzun bir zaman çocukları olmayan evli çift, tedavi sonucu dördüzleri olunca bunu değişik bir yöntemle kutlamış... Kentin en eski çınar ağacına çıkan karı koca; burada şampanya patlatmış ve dördüzleri şerefine pasta kesmiş... Arjantin''de lotodan yüklü miktarda para kazanan birisi, tüm parasını salonunun tavanına astığı balık ağlarından sarkan iplere mandallamış ve bir hafta salon ortasına kurduğu yatağa uzanıp paralarını seyretmiş... Ve bir başkası da 52 yıllık karısından boşanınca 52 metre boyunda şiş kebap yaptırıp eşine dostuna ziyafet çekmiş... Buradan şu çıkıyor... Sevinçler, mutluluklar, başarılar hep kutlanır... O anda, kimsenin aklına şeytanlık, art niyet, kin ve isyan gelmez... Ama siz gelin de bunu Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli''ye anlatın... 2000 Avrupa Finalleri için vize aldığımız, Bursa''daki S.İrlanda maçından sonra dilinden ve elinden çıkanları asla unutmayacağız... Spor adamlarını Türk vatandaşlığından atıp, İrlandalı yapma cesaretini gösteren Denizli''nin, basın tribününe kin dolu yumruk sallaması ve öfkeli bakışlarıyla sözüm ona bir şeyler anlatmak istemesi kendisine asla yakışmadı... En mutlu günde, zafere, mutluluğa, sevince limon sıkan Denizli, dost kazanayım derken, birden düşmanlarını çoğaltıverdi... Kim sevinmezdi o gece?.. Kim, Avrupa Finalleri''ne gittik diye dizlerini döverdi?.. Kim, bu başarıyı kıskansa bile, gözyaşı dökerdi?.. Ama Denizli''ye göre bütün olmayacaklar yaşanıyordu... Çünkü o kafasına taktığı bazı peşin kararlarını gün ışığına çıkaracak zaman olarak zafer gecesini seçmişti... Denizli, çok iyi biliyor ki, kendisini bu günlere gelirken eleştirenler haksız değildi... Eğer Denizli, bu takımı buralara getirmişse, eleştirilerin ve eleştirenlerin de payını unutmamalı... Moldova maçındaki kötü futbol eleştirilmez de ne yapılırdı Allah aşkına?.. Bursa''da kazandığımız Almanya maçı için de "Oynamadan kazandık" demek ne kadar yanlıştı?.. Bir gün antrenmana çıkmamış Oktay''a Almanya rövanşında forma giydirilmemesi gerektiğini yazan ve verim alamayacağını daha önce gören spor yazarlarının haklılığını teslim etmelidir... Kendi takımında forma bulamayan G.Saraylı Saffet''i, ne akla hizmet Milli Takım''a aldığını ve ne için oynatmadığını izah etmelidir... Yani şimdi Saffet, 100 milyarlık primi haketti mi ? Milli Takım antrenörü statüsünde gözüken ama ortalıklarda görülmeyen Erdal Keser''in, bu zaferde ne kadar hizmeti var ki? Almanya''da bürosunda oturan Keser, Denizli''nin özel korumasında tabii ki eleştiri odağı olacaktır... En hayati maçlarda Milli Takım''ı yalnız bırakan, bunun yerine evinde televizyondan izleyen bir kişinin Milli Takım''a ne verebileceğini tartışan spor yazarlarının haklılık payı yok mudur? Denizli istiyor ki, muhalefetsiz hükümet gibi, eleştirisiz bir Milli Takım Teknik Direktörlüğü olsun... Dünyanın her hangi bir köşesinde böyle bir yönetim varsa, bize de söylesin, öğrenelim... Spor yazarları, Milli Takım''ı Denizli''nin takımı diye sevmiyor... O takımı, ay-yıldızımızı göğsünde taşıdığı için, bizim çocuklarımız olduğu için seviyor... Denizli bu takıma aşıladığı futbol dışında, kin ve isyankârlığı kendisine saklamalıydı... O çocukların ağızlarından çıkanlar da aynen Denizli''nin sözleridir... Çünkü beyinleri iyice yıkanmış olmasa, asla basına dillerini uzatmazlardı... Mutluluklar kolay yakalanmıyor... Sevinçler her zaman yaşanmıyor... Hele milli zaferler her zaman kutlanmıyor... Bırakın, işin zevkini çıkaralım, bırakın kahramanları bizler de takdir edelim, bizler de onları omuzlara alalım... Bırakın Denizli gibileri biz kahraman gibi görelim... Yeter ki; işin tadını kaçırmayalım ve onun gibi her şeye limon sıkmayalım...
E-mail: narkan@tg.com.tr

