Geçen hafta, stadlarına yeni makyaj yapan F.Bahçe yönetimi, gururla bir haberi vermekten mutluluk duyuyordu... Başkanvekili Uğur Dündar, Şükrü Saraçoğlu Stadı''nın giriş kapısına efsane futbolcular Lefter ve Can Bartu''nun heykellerinin dikileceğini belirtti... Ne güzel, bir kulübün geçmişine sahip çıkması... Ne mutlu, yaşantılarında anıtlaşan efsanelere... Ama ne yazık, gerçek efsanelerin hatırlanmayışına... Dün, Kemal Belgin de yaraya neşter vurdu... Bir asırlık F.Bahçe''nin şanlı tarihinde, gerçek efsanelerin Lefter''in ve Can Bartu''nun önüne geçmeleri gerekir... Heykel jestini düşünenler, kendi tarihlerini pek ciddi bir şekilde karıştırmamışlar ki, öncelik Lefter ve Can Bartu''nun olmuş... Oysa şöyle bir geriye baktığımızda, isimlerini futbol tarihine altın harflerle yazdırmış nice F.Bahçeli efsanelere rastlarız... Örnek mi ? Çoook... İşte Galip Kulaksızoğlu... 40 yıla yakın futbolculuk, malzemecilik, yöneticilik yapan, kanı sarı-lacivert akacak kadar F.Bahçeli bir isim... Takımda oynarken, formaları o yıkar, sökükleri o diker, kramponları o tamir edermiş...
Bir başka isim daha... Hasan Kâmil Sporel... Galatasaray kalesine ilk F.Bahçe golünü atan efsane isim... Zamanında geçilmez bir defans adamı olarak tanındığından, kendisine "Dardanel" yani "Çanakkale" ismi takılmıştı... Hasan Kâmil Sporel, 1922-23 sezonunda hiç gol yemeden lig şampiyonu olan F.Bahçe takımının defansında oynama bahtiyarlığına erişen isimlerin başındaki kişidir... Röveşata vuruşlarıyla ''Türk futbolu''nun en büyük yıldızlarından biri olan Said Salahaddin Cihanoğlu''na da Lefter ve Can Bartu''dan önce heykel sırası tanımak gerekir... Yüzme, kürek ve yelken sporlarında da ilk madalyaların sahibi olan, oynadığı 114 maçta 90 gol atan Said Salahaddin Cihanoğlu''nu unutmak mümkün müdür... Ya Cihat Arman''ı... Ünlü gazeteci ağabeyimiz Cem Atabeyoğlu, onu bakın nasıl tarif ediyor: "Bir futbolcu düşünün, 1937 yılında Milli Takımımız''ın rakipsiz kalecisi olsun... Aradan 11 uzun yıl geçsin, milli maçlardan uzak...1948 yılında Milli Takımımız yeniden sahalara döndüğünde o kaleci ay-yıldızlı kalede yine rakipsiz olsun." Evet, futbolumuzda "Uçan kaleci" lakabını ilk hakeden odur... Hatta giydiği sarı kazağı yüzünden F.Bahçe''ye "Kanarya" denilmesinin de sebebi Cihat Arman''dır... F.Bahçe forması ile 324 maç oynayıp, rakip filelere 362 gol bırakmış Alaeddin Baydar''ı, bir G.Saray maçında attığı penaltı vuruşunun Ulvi Yenal tarafından kurtarılması üzerine Taksim Stadı''nın meşhur balkonunun çökmesi ve 40 kişinin enkaz altında kalmasına vesile olan Cafer Çağatay''ı, sarı-lacivertli formayı 412 defa giyme bahtiyarlığına erişen Fikret Kırcan''ı, taç çizgisinin üzerinde rakiplerine çalım atmaya bayılan Fikret Arıcan''ı, sahaya çalımlarıyla imzasını atan M.Ali Has''ı nasıl unutup Lefter ve Can Bartu''ya öncelik primi tanınır ki?... Esat Kaner''i, Zeki Rıza Sporel''i, Taka Naci''yi, Bedri Gürsoy''u, Selahattin Torkal''ı, Basri Dirimlili''yi bir çırpıda kimse "Es" geçemez... Eğer Uğur Dündar, gururla bir açıklama yapacaksa, bunu "Araştırmacı gazeteci" kimliğine yakışır cinsten yapmalıydı... Şimdi mezarda olan, F.Bahçe için canını bile esirgemeden verecek kadar sarı-lacivertli formaya aşık insanların kemiklerini sızlatmamak gerekir... Onlar, F.Bahçeli olarak doğdular, F.Bahçe''ye aşık yaşadılar ve F.Bahçeli olarak öldüler... Allah gecinden versin, Lefter ve Can Bartu, hayatlarının en güzel demlerini sağlık ve sıhhat içinde sürdürüyor... Nasıl olsa, onların heykelleri bir gün dikilecektir... Ama sıraları gelince... E-mail: narkan@tg.com.tr

