Kaydet
a- | +A

Sidney Olimpiyatı''na giderken yazılan çizilenlerle, televizyon ekranlarında verilen sözleri ne olur şöyle bir gözünüzün önünden geçirin...

Sanki Sidney''e değil "Palavra Olimpiyatına" gidiyorduk...

Güreşte ve boksta en az 5 altın, o kadar da gümüş, atıcılıkta en az 3, yüzmede 2, halterde 3, atletizm de en az bir madalya garantiydi...

Üç, beş de diğer branşlardan madalya kaptık mı, bakın siz Türkiye''nin havasına...

Ümit şırıngasıyla damarlarımıza madalya enjekte edenler, hiç sıkılmadan hâlâ aramızda aslanlar gibi dolaşıyor...

Üstelik, rezil oldukları federasyonlarına yeniden aday olduklarını haykırıyorlar...

El insaf be birader...

İnsan içine çıkacak yüzleri olmaması gerekirken, pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar bir de...

Ar damarı çatlamış diye, bunlardan başka kime denir ki?..

***

O efsane Ahmet Ayık, zamkla yapışmış gibi Güreş Federasyonu başkanlığı için yine adaylığını açıkladı...

Ama hiç düşünmüyor mu ki, güreşimiz onunla son olimpiyatta mindere yapıştı...

Skandallar ise cabası...

Papatya falı açar gibi, bir gün başkanlığı bıraktığını açıklaması, bir gün sonra da göreve yeniden talip olması, koca şampiyona hiç yakışmadı...

Ayık''ın ortaya çıkıp "Başarılı olamamış bir ordunun kumandanı olarak sizlere veda ediyorum" demesini beklerdik...

Nerede?

Türk boksunun klâsik, değişmez ve de ring dışı icraatları ile yıldızlaşmış ismi Caner Doğaneli, komşu ülkelerden bulduğu toplama takımla, önüne geleni yere uzatacağına adeta ant içmişken, ağzımız burnumuz kırılmış bir halde, Sidney''den Türk boksunun cenazesini getirdi...

Şimdi o da çıkmış "Koltuğumu kimseye bırakmam... Sıkıysa gelin alın bakalım" gibi iddialı sözleri, cebinde taşıdığı kartvizitindeki unvanlara güvenerek haykırıyor...

El oğlunun yumruğu ile gerdeğe girmek Türk boksuna ne kazandırmıştır, nasıl mutlu etmiştir ki?..

Doğaneli özüne dönmek dururken, sözüne inandıkları el oğullarıyla mutluluk aramıştır...

***

Ortada bir sürü çözüm vardır...

Önce nerede hatalar yaptığımızı arayıp, çareler üretmeliyiz...

Sadece lâf ebeliği yapanları, pirinçten taş ayıklar gibi ayırmalıyız...

Olimpiyatları, şampiyonaları palavra ile destekleyen tüm federasyon başkanlarını bir bir aramızdan atmalıyız...

Atmalıyız ki, gelecek diğer federasyon başkanları, başarısızlıkta bir yaptırım olduğunu anlasınlar...

Siyaseti örnek alırcasına, sporumuzu uçuruma itmek yanlışlığından mutlaka kurtulmalıyız...

Partisini neredeyse baraj altına düşürecek duruma getirenler hâlâ görev başında muteberliklerini koruyor diye, sporumuza hiç bir şey veremeyen başkan, antrenör ve sporculara bundan böyle itibar edemeyiz...

Burada amaç "Ay ve Yıldızın" dalgalanmasıdır....

Burada amaç, kenetlenmedir, inanmadır, başarıdır...

Yoksa Sidney''e giderken toplu resim, dönüşte ise madalya alanları VİP salonuna alıp ayrı resim çektiren Bakan Ünlü''nün yaptığı ayrımcılık değildir...

Madem ki, tek yürek olarak gittik, dönüşte de öyle dönmemiz gerekmez miydi?

***

Şu bir gerçektir ki, bizler sakın ve sakın 2008 Olimpiyatı için hâlâ daha ısrarcı olmayalım...

Nal toplayan bu sporcu ordusu, bu mangalda kül bırakmayan federasyon başkanları ve de sorumluluğunu anlayamamış sporcularımızla olimpiyat yapmaya kalkmak, Büyük Okyanus''u tel kafessiz, yüzerek geçmekle eş değerdir...

Tesislerden önce zihniyet ve kafaların değişmesi gerekir...

Tesis nasıl olsa yapılır...

2008 zaten hayâl...

Son hakkımızı hiç olmazsa 2012 için kullanalım...

Belki o zamana kadar tüm değişimler yapılır, derin bir "Ohh" çeker ve arkasından da "Şimdi gerçekten hem olimpiyata, hem de başarıya" hazırız deriz...