Bu haftaki yazımızın başlığı, uluslararası ünlü bir reklam ajansının yahut pek açık saçık ortalara çıkmak istemeyen bir çıkar veya ticaret ortaklığının Logosunu anımsatıyor. Aslında bunun anlamı pek de şaşırtıcı değil. İki ABD''den birincisi hepimizin bildiği tanıdığı Amerika Birleşik Devletleri''nin kısaltılmış okunuşu, ikincisi ise, hani şu asırlardır hayal edilen asırlar boyu şarkısı türküsü söylenen ama bir türlü gerçekleşemeyen sözümona, Avrupa Birleşik Devletleri''nin şimdilerden kullanmaya özendiği simgesidir. Hani derler ya, karga serçeye özenmiş yürümesini unutmuş! İşte onun gibi bir şey!..
Avrupa''daki birleşme ve bütünleşme hareketlerinin tarihi Christoph Colomb''un, gemisinden tek gözlü korsan dürbünü ile denizde etrafı tararken rastgele gözlerine takılan Amerika kıtasının keşfinden çok öncelerinden başlar. Sonralardan "Yeni Dünya" diye anılacak olan Amerika''nın keşfi insanlık alemi için gerçekten müthiş bir olaydı. Kızılderililerin yaşadığı, oklarla balık avladıkları bu yörelere dünyanın dört köşesinden göç ederek gelen ve yerleşen insanlar nasıl oldu da, kısa sürede insanlık alemi içinde gelişmenin, ilerlemenin simgesi haline geliverdiler? Bu sorunun cevabını vermek, ne tarihçiler ne de çeşitli bilim dalları ustaları için hiç de kolay olmamıştır. Bunun kanıtı da konunun hâlâ tartışılmakta olmasıdır.. Bu bakımdan Amerika''nın keşfi bütün dünya için müthiş bir şeydi denilip geçiliyor. Ünlü Amerikalı yazar Mark Twaine, "Eğer Amerika keşfedilmemiş olsaydı, Christoph Colomb''un gözü bu kara parçasına takılmamış olsa idi, insanlık tarihi için çok daha müthiş bir şey olurdu!" diyor... Latife ve nükte ustası bu yazar belki de doğru söylüyordu.. Avrupa Birliği ve bütünleşmesi ve hele hele Birleşik Devletler halinde şekillenmesi, asırlar boyudur süregelen eski bir şarkının nakaratı gibidir. Sesler, şefler, vokalistler değişir ama şarkının ne güftesi ne bestesi değişmez!.. Bir süre moda olur, dillerde dolaşır sonra bir hal olur, bir süre unutulur, söylenmez olur. Şimdi dillerde dolaşan şarkı İkinci Dünya Savaşı sonrasının hatırasıdır. Avrupa''yı kurtarmak için ikinci defa Atlantik''i aşarak gelen Amerikan askerlerinin kumanyaları arasında girmiştir. ABD''nin kurucusu Georges Washington''ın Amerikalılar''a vasiyeti vardı: "Aman siz siz olun şu ihtiyar Avrupa''nın işlerine karışmayın ondan uzak durun!" demişti. Amerikalılar, uzun süre kurucu ve kurtarıcılarının işaret ettiği çizgi üzerinde kaldılar. Politikalarını buna göre ayarladılar, siyaset doktrinleri oluşturdular. Ama 1900''lü yıllarda dünya küçülmeye başladı. 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı''na kerhen girmek zorunda kaldılardı, ama ikincisinde kendi iradeleri ile ve bile bile girdiler ve inisiyatifi de büyük ölçüde ele aldılar. Aldıkları bir başka şey de ikinci defa kurtardıkları "Şu ihtiyar Avrupa"nın mayasındaki lezzet idi. Buralardan tamamen ellerini eteklerini çekip kendi "Yeni dünya"larına kapanmayı artık düşünmez oldular. Hele 1990''larda Sovyet Rusya''sının dağılmasından sonra kendilerini dünyada daha büyük bir sorumluluk altında hisseder oldular!.. Kurtarılan, yahut daha doğrusu şimdilerde kimin kurtardığı pek belli olmaz hale gelen, Avrupa ülkelerine gelince, Stalin döneminde "Aman Amerikan işgal kuvvetleri Avrupa''dan ayrılmasın diye başta Federal Almanya olmak üzere bu masrafları yüklenmeyi dahi teklif eden bazı Avrupa ülkelerinden "Go Home!" sesleri gelmeye başladı. Ama artık çok geçti. ABD buralardan başlayarak kendi siyasal ve ekonomik düzenini (Pax Americana)''yı yerleştirmeyi aklına koymuştu bir kere... Böyle olunca, biri Amerikalı, öbürü Avrupalı iki "ABD" arasında ya bir rekabet yahut da bir "Ortaklık" kurulması gerekecekti. İki olasılık da geçerlidir. Sanırım açık açık söylenmemekle beraber, şimdilik bu ikincisinin deneneceği anlaşılıyor. Ne zaman? Nasıl? Ve ne kadar zaman için? Henüz hiç belli değildir. Ama Avrupa''nın bu konuda dayanılmaz bir acelesi olduğu görülüyor. Avrupa''nın birleşmesi, bütünleşmesi ve Amerika örneği bir Federal Devlet oluşturmak fikri Amerika kıtasının keşfinden de öncelere uzanan bir özlemdir. İlk defa 1308 tarihinde Dante Alighieri''nin Cehennem adlı eserinde işlendi. Ve orada kaldı idi. Ona göre Avrupa çok başlı bir Ejderha''ya benziyordu. Bütün krallar, hükümdarlar silinmeli, başlar kesilmeli ve Papa''nın başkanlığında bir Avrupa kurulmalı idi. Bu bir Hıristiyan bağnazlığı tasarısı idi, başladığı yerde takıldı kaldı.. Sonraları pekçok tasarı daha ortaya atıldı. Bohemya Kralı Podiebrad, Fransa kralının başkanlığında birleşelim dedi. Kimse yanaşmadı. İkinci Dünya Savaşı''ndan sonra 6 Avrupa ülkesi nihai hedefi bir Gümrük Birliği olacak bir topluluğu 1957 Roma Andlaşması ile kurdu adına AET denildi. Bu ortaklık gelişti, yaygınlaştı. İnsanın iştihası yedikçe daha da artarmış. Bunda da öyle oldu. Şimdilerde dolu dizgin bir "Avrupa Birleşik Devletleri"nden bahsediliyor. Biz de içine hiç olmazsa "aday" sıfatı ile de olsa girebilmek için çırpınıp duruyoruz. Eğer giremezsek Nuh''un gemisine binememiş gibi yakınacaklar var!.. Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye için bir rapor yayımladı. Birden heyecanlandık. Bu sefer ne hikmet ise, bu raporu olumlu yorumladık. Aman 14 Aralık''ta Helsinki''de yapılacak zirve toplantısında onaylansın diye dua etmeye başladık. Karşılığında bizden beklenen tavizleri -Kıbrıs konusu dahil- gözardı ettik. Bu konuda şahsen fazla isticale gerek olmadığını düşünüyorum. Zira bizden beklenenlerin çoğunu -Kıbrıs hariç- demokratikleşme, insan hakları, ifade özgürlüğü, işkence, gibi diğer konularda zaten biz kendimiz ve kendi özgür irademizle gerekli bütün tedbirleri almaktayız. Kıbrıs konusunda ise aceleci olmayalım derim zira Zürich statüsünden verilebilecek ve dolayısı ile yalnız Kıbrıs Türkleri''nin değil, genelde bütün Türkler''in güvenliklerini tehlikeye atabilecek herhangi bir taviz ''bugünkü siyasi iktidarı ve hatta onu oluşturan sivil veya asker kuşakları da vebal altına sokar. Politikada bir verip karşılığında fazlasını beklemek hayaldir. Aman dikkatli olalım diyoruz!.. .......................................................... Türkiye gazetesinde aynı sayfayı paylaştığımız, kadim arkadaşım Mehmet Ali Kışlalı''nın kardeşi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı''ya yapılan menfur cinayeti kınıyor ve lanetliyorum. Kederli ailesine başsağlığı dilemekten başka ne yazık ki yapacak bir şeyimiz yok. Allah rahmet eylesin.

