Kaydet
a- | +A

Günler, haftalar, aylar var aklımız fikrimiz, bir adayda yahut bir adaylıkta.. Yazılarımızda konuşmalarımızda, gazetelerimizde televizyonlarımızda bundan başka bir şey göremiyor, duyamıyor ve okuyamıyoruz!.. Sanki birey olarak, hatta millet ve Devlet olarak bu iki konuya kilitlenmiş gibiyiz!.. Bunu fevkalade yanlış ve hatalı, hatta bir bakıma tehlikeli bulduğumuzu açıkça ifade edelim!..

Bu iki konudan en önemlisi, daha doğrusu önceliği olanı Avrupa Birliği''ne olan adaylığımız ile ilgilidir. Bunu sanırım gereğinden fazla izam ettik. Gözümüzde büyüttükçe büyüttük!.. Bu yazımızın yayımlanacağı pazar günü sakalımız önümüze düşmüş olacak kimin ak kimin kara olduğunu hep birlikte göreceğiz!..

Her iki olasılıkta da ne çok fazla sevinelim, ne de başımızı ellerimizin arasına alıp yerinelim.. İki olasılıkta da aradığımızı bulamayacak olsak bile, bu kimse için, hele hele Türkiye gibi bir ülke için dünyanın sonu demek değildir. Koalisyon hükümetinin, daha doğrusu Üçlü Zirve yönetimin "Triumvira"nın son haftalarda bu konuda takındığı ciddi ve kararlı tavrı ben şahsen samimi olarak destekliyorum. Böyle olması gerekirdi. Ona buna ve bu arada bize yılışıp yamaşan, Noel öncesi kilise kapılarındaki dilenciler gibi bizden "bir jest" dilenenlere veya bekleyenlere sakın aldanıp cömertlik göstermeye kalkmayalım. Hoşgörü büyüklüğün şanındandır derler... Ama bunu devletin ve milletin âli menfaatleri üzerinden yapmaya kalkarsanız, tarih sizi asla affetmez. 1800''lü yıllardan beri Yunanistan''ın taktiği budur.. Avrupa Birliği Devletlerini arkasına alacak, ondan sonra bizimle pazarlığa girişecek, yahut onların hakemliğine tavassutuna sığınacak!.. Olmaz öyle şey.. Türkiye''de bir deprem oldu, Yunanistan üç beş kişi yardıma geldi. Onlarda benzeri bir hal olunca, komşuluk hakkı bizden de yardıma gidenler oldu diye ilişkilerimizde birden yılışık, yamaşık bir tumunun içine girmek, hatalı olur. Hıristiyanlar''ın Noel öncesinde çocukların boynuna asıp gezdirdikleri "Wünshe Listen" dilek listelerinin sonu yoktur. Hele söz konusu Yunanlılar olursa!..

Umarım Sayın İsmail Cem, altında özel uçak, gide gele, göre öğrene, bu konuda sanırız, gereği kadar bilgi, görgü ve deneyim sahibi olmuştur.

Geçen kasım ayı sonlarında en acılı günlerimizde İstanbul''daki AGİT zirvesi yapıldı. Çok başırılı geçen bu Zirve, hiçbir işe yaramamış bile olsa 54 ülke Devlet veya Hükümet başkanlarının bizleri yalın gözle görebilmiş ve tanıyabilmiş olmaları büyük kazançtır. Görmek, başkaları ile kıyas imkanı da sağlar!.. Yunanistan ile aramızdaki fark gözlere çarpmıştır.. Bunu ben değil bizzat yabancılar söylüyor, biz de duyuyor, okuyoruz..

Benim gördüğüm, Kofi Annan akıllı bir adam. Kıbrıs konusunda ne Kıbrıs Türkleri''ni ne de Garantör Devlet olarak Türkiye''yi Zürich sisteminden daha gerilere götürebilecek bir formülü aklına bile getirmeyecektir. Aslında Zürich "fonctionelle-işlevsel" bir federasyondu. Başka bir deyimle federasyondan daha çok bir Confederasyona yakındı. Yürüyememesinin sebebi, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının meşum Enosis zamirlerine ilaveten sistemde "Teritorial" sınır belli toprak unsurun bulunmayışı idi. Çeyrek asırdır Kıbrıs Türklerinin de kimsenin tartışamayacağı ayrı bir toprağı ve ülkesi vardır!..

Türkiye''yi AB''den dışlamaya yönelik şu mahut Lüksemburg zirve kararları, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz''ın pek haklı ve sert tepkisi ile karşılaşmıştı. Şimdilerde AB içinde artık o küstah şımarıklığa sahip çıkan kalmadı.

Umuyorum ki Helsinki Zirvesinde akıl ve mantık galip gelecek, Türkiye "aday" ülke olacaktır. Kıbrıs''ın AB üyeliği de ancak Türkiye''nin üyeliği ile eş zamanda gerçekleşebilecektir. Dostun da düşmanın da ve özellikle Yunanistan''ın da bilmesi ve anlaması gereken ilk gerçek budur.. İkincisi ise iki ülke arasında varlığı kimse tarafından inkar edilemeyen meselelerin Yunanistan AB üyesi, Türkiye''nin AB dışında bırakıldığı sürece ne müzakereler ne de hakem veya bir arabulucu yolu ile dahi çözülemeyeceğidir.

Böyle bir durumda Türkiye''nin, Avrupa''nın savunmasını da içeren bir kimlik ve güvenlik arayışındaki BAB yani Batı Avrupa Birliği''ne karar mekanizmasından dışlanmış "ortak üyeliği" de mutlaka gözden geçirilmek gerekir. Türk ordusu bir "Legion Etrangere" Mercanair ordusu olamaz. Kararlarına katılmadığımız herhangi bir kuruluşun emrinde hizmet görmesi söz konusu olmamak gerekir. AB ve dolayısı ile otomatik olarak BAB üyesi olacağımız haller dışında Helsinki''de ister "aday" olarak kabul edilelim, ister edilmeyelim bu önemli nokta mutlaka gündeme getirilmelidir. Bu gazetede ve bu köşede çok yazdık bu kuruluşun toplantılarına ne Savunma Bakanı ve ne de Genelkurmay Başkanı düzeyinde katılmamızda faydadan çok zarar vardır.

Bugünkü yazımızın konusunu oluşturan "adaylık" kavramında ikinci bölüm, önümüzdeki Mayıs ayında Çankaya''da boşalacak Cumhurbaşkanlığı koltuğunun doldurulması ile ilgilidir. Bu konuda ağzı olan konuşuyor.. Tabii hiç de iyi olmuyor zamanı gelince "Triumvira" toplanıp birini seçebilir. Bu Meclisten Cumhurbaşkanı çıkmaz diyorlar..

Neden çıkmayacağını kimse söylemiyor!. Demirel''in süresini biraz uzatalım diyorlar. Demirel uzatmalı çavuş durumuna düşmek istemiyor, olmaz diyor. Gün ola harman ola hele şu karakış aylarını kazasız belasız ve hele hele artçısı, öncüsü dahil depremsiz geçirip bir yeni bahara kavuşalım ortalık gün gibi aydınlanır diye düşünüyor ve her iki adaylığın da ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor ve bekliyoruz.