Kaydet
a- | +A

Hayırlısı ile Ağustos ayına girdik. Bu, tarihte özellikle eski Roma tarihinde zaferlere adanmış bir 30 günlük sürenin adıdır. Ama asıl Türk tarihinde Malazgirt''ten Dumlupınar''a kadar uzanan büyük askeri zaferleri kapsayan muhteşem bir takvim dönemidir. Bu yüzden Ağustos''un 30''uncu günü Türkiye Cumhuriyeti''nin zafer bayramı olarak kutlanır.

***

Ağustos yılın en sıcak ve insanların geleneksel olarak dinlenmek ve serinlemek için bekledikleri bir dönemdir. Bu yüzden hemen her yerde bir tatil ayı sayılır. Hem siyasal hem ekonomik alanlarda pek zorunlu ve acil önemi bulunanlar dışındaki işlerde bir yavaşlama hatta, bir duraklama olur. Bu genelleme içinde Türkiye, sanırım bir ayrıcalık yaşayacak. Zira genel seçimlerin öne alınması, hükümetin gereğinden fazla gecikilerek kurulabilmesi ve nihayet bütçenin gecikmesi, işçi, memur ve emeklileri ilgilendiren ekonomik ve sosyal tedbirler paketinin kamuoyunda uyandırdığı hayal kırıklığı, tartışma ve çalkantılar, hükümetin en hayati alanlarda, özellikle Dış Politika düzeyindeki çalışmalarını olumsuz yönde etkileyerek aksatmakta devam ediyor. Umarız Parlamento, azami bir hafta içinde işlerini tamamlayarak vekillere hem seçim bölgeleri ile temas hem de hak ettikleri (?) bir dinlenme sağlayacaktır. Zira Eylül ayı bütün dünya için işlerin yeniden başladığı bir dönemdir. Birleşmiş Milletler Örgütü, NATO Konseyi, Avrupa Birliği kurum ve kuruluşları, parlamentosu bu tarihte kapılarını açmak durumunda olacaklardır. Bu süre içinde Kosova dolayısı ile bu son iki örgütün yaz mesaisi yapmak durumunda kalmaları da pek ala mümkündür.

***

NATO, geçen nisan ayında Washington''da yaptığı zirve toplantısında 50''nci kuruluş yıldönümünü Balkanlarda esen KOSOVA kasırgası içinde ve niye saklamalı? Yeni bir kimlik arayışı içinde kutladı. Başarılı olduğunu hiç sanmıyorum. Zira NATO da, tıpkı AB gibi, dengesiz ve tenasüpsüz bir genişleme sürecine girmiş görünüyor. NATO daha hangi ülkeleri hangi amaçlar ile bünyesine bağlayacağını sanırım hâlâ iyice tasarlayabilmiş değildir. Tek başına dünyaya hükmetmek ve kendi düzenini (PAX AMERİCANA) yerleştirmek istemektedir. Buna karşı çıkanların başında Fransa gelmektedir. Nerede ise ABD ile Atlantik üzerinden açık bir çatışma değilse bile "ZITLAŞMA"ya girmiş gibidir. Sonu ne olur? Şimdiden kestirmek mümkün değildir.

***

Avrupa Birliği''ne gelince, NATO''dan çok daha belirgin bir genişleme sürecine girmiştir. 1950''li yılların Jean Monnet, Robert Shumann, Paul Henry Spaak ve diğer benzeri idealist devlet adamlarının tasarladıkları "Avrupa"yı bugün hatırlamak bile mümkün değildir. İnsanların iştihaları yedikçe artarmış.. AB''de de galiba böyle olacağa benziyor. Başlangıçta üçü küçük, üçü orta boy 6 ülke idiler. Şimdilerde 15 oldular. 11 ayrı resmi dil kullanılıyor. Her ülkenin bakanları ile devlet ve hükümet başkanlarından oluşan bir konseyi, 19 atanmış komiserden meydana gelen bir komisyonu, 626 üyeli bir parlamentosu ve daha nice kurum ve kuruluşları var. Üye sayıları iki yıl içinde 21, on yıl sonra da 25''in üzerine çıkması bekleniyor. AB Orta Avrupa ve eski peyklerden sonra şimdi de Balkanlar istikametinde gelişerek boğazın çizgisi üzerinde duruyor. Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz? Diye soran eden yok... Biz ise hâlâ nedense AB için yanıp tutuşmakta devam ediyoruz!

***

Çok merak ediyorum, bir gün bizden de birileri çıkıp "YETER" bizi istemeyenleri, içlerine sindiremeyenleri biz de istemiyoruz, diyemeyecek mi? Aslına bakarsanız biz AET''ye nişanlanmıştık. Roma Andlaşmasının 237''nci maddesine göre kademeli ve aşamalı biçimde 22 yıl içinde tam üyeliğe ve dolayısı ile "Gümrük Birliği"ne girecektik. Gümrük Birliği''ne girdik bile. Halen ihracatımızın % 50''si, ithalatımızın da % 51''i AB ülkelerinden gümrüksüz olarak gerçekleşmektedir. Şımarık ve çoğu küstah KOMİSYON üyelerinin bizim hükümet üyelerine ahkam kesmelerine ve hepimizi istiskal edercesine işlerimize bu kadar karışmalarına daha ne kadar tahammül edeceğiz?

***

AB''nin bu kadar şekilsiz ve dengesiz biçimde büyümesinin bir yerlerde bir patlak vermesi mukadderdi. Geçen Nisan ayında yolsuzluklar ayyuka çıktı. Parlamento, başta Komisyon Başkanı Jacques Santer olmak üzere bütün heyeti bir gensoru önergesi ile düşürdü. Eski İtalyan Başbakanı Prodi yeni komisyon üyeleri ile birlikte Eylül ayında görevi devralacak. Aslına bakarsanız AB komisyonu Nisan ayından beri münhal ve muattaldır.

***

Almanya''nın Yeşil dışişleri bakanı ülkemize gelip gitti. Tahmin ettiğimiz gibi, boğaz içinde zengin sofralarında tafrasını atıp gitti. Birkaç hafta önce yapılan kendi partisinin genel kongresinde Kosova''daki hamaratlığı yüzünden yüzüne atılan çürük domatesli hakaretlerin acısını çıkartmak ister gibi Türkiye''ye satılan Leopard tanklarının teslim edilmeyeceğini müjdeleyerek gitti. Yöneticilerimizin aklında olsun diye söylüyorum. Bazı ülkeler, kendilerine yapılacak resmi ziyaretlerin belirli ülkeler itineririnden yapılmasını kabul etmezler. Acaba biz de aynı usulü uygulayamaz mıyız?