Batı, denildiği zaman bu kavramı coğrafi anlamda bile kesin kes tam olarak bilemiyoruz. Bu, zemine, zamana ve koşullara göre değişiyor. Kimileri kalkıp bunu Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada''dan başlatıp Urallar''a kadar uzatıyor, kimileri ise konuyu dini, etnik ve kültürel kıstaslara bağlayıp coğrafyanın Batısında bir bölge ile sınırlıyor. Bir bakıma BATI''yı bir "Hıristiyanlar Kulübü" olarak algılıyor. Yanlışları düzeltebilmek için vakit artık çok geç!.. Yeni bir bin yılın eşiğindeyiz. Herkesin, hepimizin acelesi var. Birinden ötekine geçerken neler taşıyacağız? Neler bırakacağız? Bunun telaşı içindeyiz.
* * *
Doğada ve fizikte olduğu gibi siyasette de belirli kurallar, kaideler ve hatta kanunlar vardır. Lavoisier''in ünlü, "Tabiatta hiçbir şey yokdan var olmaz, hiçbir şey vardan yok olmaz, ama her şey biçim değiştirir" düşüncesi özellikle hem iç hem uluslararası siyasette geçerlidir. "Tarihteki olaylar genelde yüzer yıllık dönemler halinde ele alınır ve değerlendirilir. Buhar asrı, elektrik asrı ve benzeri başlıklar altında mütalaa edilir. Çok merak ediyorum artık son birkaç haftasına geldiğimiz XX. asrı bizden sonraki kuşaklar hangi tanımlama altında izleyecekler. Kimileri belki "atom asrı" diye başlayarak Hiroşima ve Nagasakiye havadan bırakılıveren "Bebek" ve "Tombul" rumuzlu iki müthiş bombayı hatırlatmak isteyecekler. Kimi başkaları ise 1905''ten başlayarak bugünlere kadar önü ardı, nedenleri ve sonuçları hâlâ tartışmalı savaşlar dolayısı ile "Savaşlar Asrı" olarak tanımlayacaklar. Her ikisi de doğrudur. Ama bence en geçerli ve önemli olanı XX. asırda sömürgecilik "Koloniyalizm"in, "ufuklarında güneş batmayan" imparatorluklar" döneminin artık son bulmuş olmasıdır. Bundan 50 yıl öncelerine gelinceye kadar Birleşmiş Milletler örgütünün sadece 50 üyesi vardı. Bugün sayıları 184''tür.
* * *
İmparatorluklar dağılmış, ama ülkeler, devletler çoğalmıştır. Yeni ülkeler pek çok alanlarda yetersiz kalmışlar ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik olandan başlayarak bir "Bütünleşme" süreci başlamıştır. Bunun sonunda eski koloniyalizm yerine bir yenisi, "Kolektif Koloniyalizm" boy başak vermeye başlamıştır. 1957''de "Avrupa Ekonomik Topluluğu" gibi masum ve makbul bir amaçla başlayan Avrupa Birliği''nin bugünkü eğilimleri bu yönde gelişmektedir. Koloniyalizmin bu türlüsü her bakımdan eskisinden çok daha tehlikelidir.
* * *
"Avrupa Birliği" bunun ilk örneklerini Sovyetler Birliği ve özellikle Yugoslavya''nın dağılması ile birlikte Balkanlar''da vermeye başlamıştır. Ortak sömürü, bireysel sömürüden çok daha tehlikelidir. Bu iki taraf için de, hem sömüren hem sömürülen için geçerli bir değerlendirmedir. Kosova olaylarından sonra son Saray Bosna Zirvesinde "Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı" tasarısı ile kargaşayı yaygınlaştırmanın sakıncaları umarım daha fazla geç kalınmadan anlaşılacaktır.
* * *
Balkanlar tekin değildir. Osmanlılar ilk şehit padişahlarını Kosova''da kaybetmişlerdi. Balkanlar''da esen bir deli rüzgar, halk dilinde zamanla değişerek "KOŞ OVA RÜZGARI" adını almıştır. Buralarını yüz yıllarca hakca, akıllıca yönetmişiz. Kimsenin sesi çıkmamış. Bu satırları yazan yıllarca oralarda görev yaptı. Balkan ülkeleri asırlar boyu doğudan ve batıdan gelen iki büyük İmparatorluğun, Osmanlı ve Avusturya Macaristan imparatorluklarının kıskacı altında kalmış, fakat kimliklerini korumasını bilmişlerdir. Macaristan da çok ünlü ve kültürlü bir devlet adamının bana söylediklerini hiç unutmam. Parlamento başkanlığı da yapan muhatabım, "Türkler olmasa idi, bizler Macarcayı bile konuşamaz halde olacaktık!.." diyordu. "Sizler 1526''da MOHAÇ muharebesi ile Macaristan''a girdiniz. Bu tarihi, Rusların yaptığı gibi Macar Milli Bayramı olarak kutlamaya zorlamadınız!.. Ne dilimize ne dinimize dokunmadınız!.. Diğerlerinin yaptığı gibi Türkçeyi okullarımızda okutturmak gibi bir bağnazlığa tenezzül etmediniz. Bu yüzden biz Macarlar Türk yönetimi altında yaşamaktan hiçbir zaman gocunmadık!..
* * *
Toprağı bol olsun Mareşal TİTO bir gün, "Biz Yugoslavya''da 6 ayrı milleti gül gibi bir arada yönetmeyi siz
Osmanlılardan öğrendik!.." demişti. Doğru idi. Osmanlı, Balkanlar''ı yönetirken bölgelerdeki insanları din, dil, ırk bakımlarından "Çeşitlendirmek" politikasını izledi. On yıl öncelerine kadar Yugoslavya''ya bağlı 6 federe devlet ile Kosova ve Voyvodina özerk bölgelerinde bu politikanın izlerini değil, fotoğrafını görmek mümkün idi. Bu, siyasette kolay değiştirilecek bir manzara değildir. ABD ve AB bizce hata etmişlerdir. Türkiye Saray Bosna Zirvesine Süleyman Demirel çapında bir devlet adamı ile katılmış olmasına rağmen sonuç değişmemiştir. Ama hatanın belirmesi gecikmeyecektir. Ayrıca Kosova''ya yapılacak yardımların yönetim ve koordinasyonu Yunanistan''a bırakılmış gibidir. Bu görevi Selanik''te kurulacak bir merkez ifa edecektir. Bu, bizce akıl ve havsala dışı ve bir ölçüde tarih bilgisizliğinden kaynaklanan bir karardır. Yunanistan''ın Kosova''yı oluşturan Makedonlar, Arnavutlar, Türkler ve hatta Bulgarlar yüzünden bu ülkeler ile anlaşmazlıkları vardır. Pakt Koordinatörlüğüne getirilen Alman Devlet Bakanı Hombach umarız yüklendiği bu büyük sorumluluğun idraki içinde davranacaktır, "Kumbara"ya en çok para atacak olmanın kendisine özel imtiyazlar getireceği yanılgısına düşer ise bundan ilk önce kendisi, sonra ülkesi ve sonra da şimdilerde frensiz motorunu oluşturduğu Avrupa Birliği zararlı çıkar.
* * *
Balkanlar''da ve güney doğu Avrupa''da izlenecek politikalar konusunda AB ile ABD arasında sessiz bir rekabetin gizlenmesi mümkün görülmüyor. Zaten taraflar da bundan pek rahatsız görünmüyorlar. Bu konuda her iki tarafın bazı zorlukları olduğu biliniyor. Avrupa Birliğinin ordusu yok, çaresiz NATO ile ittifak içinde hareket edecek. Ama bünyesinde Finlandiya, İsveç, Avusturya gibi herhangi bir ittifaka katılmayı zorlaştıran hatta imkansız kılan bir kuruluşa sahip ülkeler var. Diğer taraftan OSCE Avrupa Güvenlik ve işbirliği Örgütü ve ona dahil ülkelerin NATO yönetiminde görev yapması çok zor görünüyor. OSCE, örgüte dahil ülkelerin sınırlarının ve statüsünün değiştirilmesini yasaklıyor. Ama ABD''nin acelesi var. bu, Kıbrıs ve kuzey Irak dolayısı ile bizim için daha da tehlikeli görünüyor. TBMM gündemindeki işleri bitirse hükümet de tatil akıntısına kapılmadan bu konuların üzerine daha dikkatle eğilebilse sanırım pek çok şey kolaylaşacak.

