Bu haftaki yazımızın konusu bir duvar olacak! Duvarın güzeli var çirkini var, biz çirkin olandan başlayacağız! Duvarın evde olanı var bahçede olanı var. Bizim duvar ne birine, ne ötekine benzemiyor. Bugünkü konumuz koskoca bir şehri, hatta ülkeyi, iki tarafındaki insanları, aileleri, kardeşleri ve çocuklarını birbirinden ayıran çirkin bir duvardır. 1961''de Sovyetler ve Doğu Almanlar tarafından şehrin en güzel ve zarif caddesi üzerinde çirkin ve kaba bir betonla hemen bir gecede inşa edildiği zaman, bütün medeni alem bu duvarın adına "Çirkin Berlin duvarı" tanımlamasını koymuş, daha sonraları da başına "Utanç duvarı" levhasını asmıştı. Zamanla bu duvar çirkinlikle özdeşleşti. Herhangi başka bir sıfat kullanmaya gerek bile kalmadı. Sadece "Duvar" demek yeterli sayıldı. Berlin duvarı çirkinliğin olduğu kadar soğuk savaş döneminin de bir simgesi idi. Başta Federal Almanya yöneticileri olmak üzere bu duvarı yıkmak, kaldırabilmek için uğraşanlar çok oldu!.. Almanya''yı ikiye ayıran bu duvar aynı zamanda Avrupa için de bir "Utanç-ayıp duvarı" idi. Bununla beraber, pek açık seçik söylenmiyordu ama Avrupa''da da bu duvarın kaldırılmasını istemeyenler de vardı. Başta, müteveffa Fransız Cumhurbaşkanı Mitterrand, Margaret Thatcher ve hatta Andreotti gibi kimilerine göre uzak görüşlü siyaset ve devlet adamları bunların arasında yer alıyordu! Mitterrand, acı ve sinsi bir nükte ile "Ben Almanlar''ı öylesine seviyorum ki, Avrupa''da bir tane Almanya olacağına iki tane olmasını tercih ederim!" diyerek ileride ebedi Fransız-Alman düşmanlığını yeniden canlandırabilecek ucuz espriler, kahramanlıklar göstermekten de geri kalmıyordu. 1980''lerin ikinci yarısında Gorbaçov iş başına gelince, Glasnost-Perestroyka derken Sovyet komünist sisteminin tükenmesi süreci de başlamış oldu. Şansöliye Kohl, iki Almanya''nın birleştirilebilmesi ve Berlin''deki çirkin duvarın kaldırılması için çok uğraştı. En yakınlarında olan, özellikle iki pedallı tek dümenli bisiklete birlikte binerek, yine birlikte Avrupa''yı, AB''yi yönetebileceklerini zannettiği Fransa''dan hiç kuşkulanmamış, Gorbi''yi ikna etmeye çalışıyordu. 1989 senesinin son baharında Gorbi ile geçenlerde vefat eden eşi Raissa''yı Bonn''daki küçük ikametgahında dört kişi baş başa bir akşam yemeğine davet etti. Almanya''da Başbakanlar''ın bizde olduğu gibi saray yavrusu konutları yoktur. Büyük bir çim park içindeki küçücük köşklerde ikamet ederler. Tatlı bir sonbahar günü bayan Kohl''ün bizzat yaptığı söylenen yemekleri dört kişi yemişler, sonra Rhein nehrine kadar uzanan çimlerde yürüyüşe çıkmışlardı. Erkekler nehrin hemen kenarındaki bir bankın üzerine oturmuşlar nehri seyrederlerken Şansöliye Kohl misafirine hitaben şöyle seslenmiş; "Bakınız aziz dostum.. Suların akışına bakınız!.. Akar sular hep denizlere doğru akarlar!.. Önüne ne kadar engel koysanız, ne kadar duvar, baraj inşa etseniz yine de bu sular bir yolunu bulacak, denizlere doğru akacaktır!.. Geliniz şu çirkin duvarı birlikte kaldıralım, yerine en güzel ve renkli dostluk çiçeklerinin tohumlarını birlikte ekelim!.." Mihail Gorbaçov''un ve refikasının romantik kişiler olduğu hep bilinirdi. Ama Helmuth Kohl''ün 130 kiloluk cüssesi ile bu kadar duygusal olabileceğini doğrusu ya ben bile aklıma getiremezdim. Gorbaçov, Kohl''ün bu şairane yaklaşımına cevaben "Aman demiş işi zamana bırakalım..sakın zorlayıcı bir harekete girişmeyelim. Askerin ne yapacağı belli olmaz!" Kohl misafirine güvence vermişti.. Aradan zaman geçti. Olaylar iki tarafta da olanca hızı ile gelişti.
Tarihlerde duvarın iki tarafında kalan sevgililerin birbirlerine kavuşabilmek, sarılabilmek için çirkin duvara tırmanmaya çalıştıklarına sık rastlanıyordu.. Aman bir olay çıkmasın! diye düşünülmüş, tedbirler alınmıştı. Gorbi ile Raissa bu güvence ile Moskova''ya dönmüşler ama ertesi gün, Kohl eşi ile birlikte Norveç''e yaptıkları resmi bir ziyarette, Norveç kralının onurlarına verdiği bir ziyafette Alman Şansöliyesine uzatılan küçük bir not her şeyi allak bullak etti. Meğer arada olanlar olmuş, gençlerin sevdasına dayanamayan "Utanç Duvarı" orasından burasından delinivermiş!.. Şansöliye Kohl, Kral''dan izin alarak yemekten kalkmış uçakla Berlin''e dönerken telefonla Gorbaçov''a "Aman Rus askerleri müdahale etmesin! Ben Berlin''e gidiyorum, gereğini yapacağım!" diye ricada bulunmuş. Takvimler 3 Ekim 1989 tarihini, saatler de sabahın ikisini gösteriyormuş.. Şimdilerde Berlin''deki Utanç Duvarının yıkılması onuncu yılını tamamlamış oluyor!.. Bu satırları yazmakta olduğum sırada Berlin''de yeni Alman Şansöliyesi Shröder, -TV''de gördüğüm kadarı ile- Selefi Kohl ve eski ABD Başkanı Bush, Gorbaçov, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve diğer misafirlerini eski Reishstag, yeni Parlamento binasında ağırlamakta idi. Fransız Başbakanı Jospin, ne hikmet ise bir dış geziden doğruca Sosyalist Enternasyonal toplantısına gitmiş. Cumhurbaşkanı Chirac ise ortalarda görünmüyordu. Sönük bir kutlama idi. Sebeplerini bilmeye yakın tahmin ediyorum. Ama bugün yazmaya kalksam Yazıişlerindeki ilgili, değerli genç arkadaşlarım yan fotoğraflara yer açabilmek için bizim puntoları mikroskopik ölçülere indirmek zorunda kalabilirler diye düşündüm. Halbuki bu gerçekten çok önemli bir konudur. Duvarın yıkılması kanaatimce Rusya''nın siyasi ve askeri ağırlık ve ilgi ibresini Orta Avrupa''dan güneye ve Doğuya, Kafkaslar''a doğru çevirmiştir. Bugünkü hali ile de Avrupa İkinci Dünya Savaşı öncesi statükosuna doğru hızla kaymakta değil midir? Dikkatli olmakta, özellikle Türkiye bakımından sayılamayacak kadar faydalar vardır!..

