Kaydet
a- | +A

Uğradığımız ve hâlâ da milletçe yaşamakta ve geçirmekte olduğumuz büyük deprem felaketini yazmakta zorlanıyorum...

Semavi dinlerin ortaya çıkmasından ve yaygınlaşmasından önceki devirlerde herkes kendince inandığı şekilde adaklar adarmış. Şimdilerde artık dini inançların yanı sıra bilimsel bilgiler de alabildiğine gelişti. Cosmologie ve geologie artık falcıların yetki ve etkilerinden kurtulup bilginlerin eline geçti. Artık deprem ve benzeri tabii afetlerin nerelerde ve hatta ne zaman olabileceği önceden bilinir ve tedbirleri zamanında alınır oldu. Son İzmit ve İstanbul çizgisi üzerinde şahidi olduğumuz deprem felaketinde bunun yapılamamış olmasında kimseyi suçlamamız mümkün değildir. Ancak âfet sonrasındaki tedbirlerde gecikme olduğunu kabul etmek gerekir. Her yeni bir asra girerken yeni bir seçim yapmış, Parlamentoyu yenilemişiz, üstelik siyasi görüş ve inançları birbirine pek uyumlu görünmeyen üç parti adeta bir siyasi fevkaladelikle biraraya gelerek uyumlu ve güçlü bir Hükümet kurmuşlar. Yaz mevsimi nerede ise geçmek üzere Meclis hâlâ, yap kanun, boz kanun, sabahlara kadar yakın bir tatil umudu ile tam kadro çalışıyor. Bu arada sanırım deprem faciasının korkutucu kapsamı bir ölçüde gereği gibi anlaşılamadı. Yeni yeni uyanıyormuşuz gibi bir halimiz var!.. Benim anlamadığım, Saray Bosna''da, Kosova''da, dünyanın neresinde olursa olsun dünyaya örnek bir yardım organizasyonu sergileyen, orada burada örnek "çadır kentler" kurabilen Türkiye kendi yarasını sarabilecek benzeri çalışmalarda neden ise bir hayli geç kalmıştır. Kurtarma ameliyesinde geç kalınmıştır. Petrol tesislerindeki yangının önlenmesinde ve sınırlandırılmasında tedbir noksanı TV ekranlarından gözlere saplanmaktadır. A''dan Z''ye kadar yönetenlerimiz yeni yeni uyanmaktadır. Yabancı ülkelerden yardım heyetleri bizden daha heyecanlı gözükmektedirler. Gerçi oralarda bu gibi kitlesel yardımlaşmalar bir alışkanlığın çok ötesinde bir nevi toplumsal spor geleneğini almıştır. Eskiden bizde de vardı. O zamanlarda İstanbul''u tehdit eden tehlike depremden çok yangınlardı. Hemen her mahallenin amatör bir itfaiye ekibi vardı. Bir yangın oldu mu, kolalı yakalı, kravatlı, setre ceketli beyler dahil herkes görevinin başına koşardı. Mahalleli bir dayanışma ve yardımlaşma içinde idi. Şimdi de kısmen öyledir, ama hayat şartları değişti. Apartmanlarda yaşama ile eski komşuluk ilişkileri bir ölçüde kayboldu. *** Hükümetin başında üç defadır Başbakanlık yapmış, deneyimli bir politikacı var. Şimdiye kadar kararlarında kararlı ve aceleci olmakla ün yapmıştır. Bu sefer neden ise medya beyanlarında bile tereddüt ve şaşkınlık izlerini sergiliyor. Bu kadar kapsamlı bir afet durumunda herşeyi bırakıp gerekli tedbirleri alabilmeli ve en azından bölgede sıkı yönetim ilan ederek, disiplin ve güven tesis edilebilmeli idi. Yıkılan binaların müteahhitlerini peşinen yargılayarak kamuoyunun hışmına terk etmekle bir şey kazanılmaz. *** Önümde 1802 yılında Paris''te basılmış altı ayrı kitaptan oluşan "Türkiye Seyahatnamesi" adında bir kitap var. Yazan Olivier adında bir Fransız. Kendisi aslında tıp doktoru, aynı zamanda jeolog, botonikçi ve yazar, çok yönlü ve ciddi bir adam. 1789 büyük ihtilalinden sonra Fransa''da geçici yönetimi ele alan Convention hükümeti kendisini bir uzmanlar heyetinin başında Türkiye''ye gönderiyor. Olivier, Türkiye''de kaldığı 1792-1798 yılları arasında İstanbul ve Türkiye''nin her tarafında yaptığı gözlem ve incelemeleri siyasi olanlar dahil, bütün olayları 6 ayrı kitap halinde toplamış, kendi hazırladığı gravürleri de eklemiş, Hükümetine sunmuş. Ben bunu, 1940''lı yıllarda Paris''te bu tür çok nadir kitapları bulundurmakla uzmanlaşmış bir kitap evinden gerçekten yüksek bir fiyatla satın almıştım. Bu eserin ilk iki kitabı Ankara''da Ayyıldız Matbaası tarafından 1977 tarihinde "Türkiye Seyahatnamesi" adı ile basılmıştı. HHH Olivier, birinci kitabının 9. bölümünde İstanbul Boğazını bütün teferruatı ile anlatıyor, ayrıca İstanbul ve civarını tahrip eden bir deprem hikayesini de unutmuyordu. Bu bölümün bir kısmını güncelliği bakımından noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorum:

"28 Prairial günü sabah saat 11''i, birkaç dakika geçerek hafif bir yer sarsıntısı hissettik. Hava tamamiyle sakin, gökyüzü hafif sisli ve buğulu, sıcaklık derecesi bir hayli yukarılarda idi. Bu bölgenin çok eski zamanlardan beri yer sarsıntılarına maruz kaldığı bilinir. Tarihçilerin yazdıklarına göre Konstantin tarafından inşa ettirilen büyük mabet, inşasından birkaç sene sonra böyle bir yer sarsıntısında yerle bir olmuştur. Bu mabedin yerine ve harabeleri üzerinde Justinen tarafından inşa ettirilen şu meşhur ve harikulade Ayasofya kilisesi de sonraları vuku bulan depremlerden çok müteessir olmuştur. 1509 tarihinde II. Beyazıt''ın saltanatı döneminde de İstanbul''un büyük bir kısmı depremden tamamen harap olmuş. Lakin Karadeniz''in güney sahili, bütün Anadolu ve bilhassa Suriye yer sarsıntılarına daha çok maruz bulunmaktadır. İzmir birkaç defa hemen hemen tamamen yıkılarak yeniden inşa edilmiş, Bursa, İznik ve uzantıları birkaç defa aynı akıbete duçar olmuşlardır. Latakiye''de bütün evlerin tamamen yıkılmasına neden olan Suriye depreminden ayrıca bahsedeceğiz." HHH Olivier''in "Türkiye Seyahatnamesi"nde İstanbul''daki deprem hakkında bu alıntı ile yetinelim. Belki Kandilli Rasathanesi''ne bir bilgi katkısı olur, şimdi bu satırları yazmakta olduğum sırada yine bir sarsıntı oldu. Allah güzel yurdumuzu ve insanlarımızı bu gibi önüne geçilemeyen tabii afetlerden korusun diye dua ediyor, hayatlarını kaybedenlere Allah''dan rahmet ve yaralılara acil şifalar dileyerek bu acıklı bahsi kapatıyoruz.