Geçen Pazar AB''nin 99 Helsinki Zirvesi öncesi durumu Türkiye açısından ele alarak AB''nin XX''nci asırdaki bu sonuncu toplantısının ülkemiz bakımından önemini, adaylık konusundaki beklentilerimizi, endişe ve umutlarımızı anlatmaya çalışmıştık. Zirve toplantısı, sonu mutlu bir aile fotoğrafı ile noktalandı. Zirve''yi heyecanlı bir macera filmi seyreder gibi uzaktan hep beraber izledik. Filmin senaryosu gerçekten çok ustaca hazırlanmış, emekten, zahmetten, masraftan hiç kaçınılmamıştı. Bu arada gerçekten hayli eğlenceli sayılabilecek teferruat da garnitür kabilinden gündeme eklenmişti. Sonuç bildirisi bir hal ile Aday-Adayı Türkiye ve sızdırılmış, tutumunun ne olacağı ölçülmek istenilmişti Ankara ile RomanticoTragique, telli telsiz mesajlar teati edildi. Clinton onbin metre yükseklerden AIR FORCE I uçağından Demirel''i aradı. AB''nin muhtemel veya muhayyel Başkanı Fransa''nın C. Başkanı Jaques Chirac Amerikalı''dan geri kalmak istemedi. O da dört uçağından birini Demirel''in emrine göndermek teklifinde bulundu.
Bildiri metnine Türkiye ve özellikle "Kıbrıs Fatihi" Başbakan Ecevit haklı olarak itiraz ediyor ve adaylık konusunda ön koşul kabul etmiyor, bu yüzden Kıbrıs ve Ege sorunlarına atıf yapan maddelerin bildiri metninden çıkarılmasında yine hakıl olarak direniyordu. Sonunda bir çözüm bulundu. O çekindiğimiz maddelerin öyle değil, böyle anlaşılması gerektiğini bildiren yazılı bir açıklama metni Toplantıya başkanlık etmekte olan Finlandiya Başbakanı Lipponen tarafından imzalanarak Başbakan Ecevit''e sunulmak ve meali izah edilmek üzere AB Dışişleri sorumlusu Xavier Solana''ya tevdian Ankara''ya gönderildi. Kendisine AB''nin genişleme konularında görevli komisyon üyesi ve diğer yetkililer de refakat etmekte idiler. Bu olağanüstü heyet CHİRAC''ın zaten Demirel emrine tahsis etmeyi önerdiği uçağa rakiben gece yarısından sonra Ankara''ya geldi... Helsinki''den hareket ettiklerinde henüz güneş batmamıştı. Beyaz zambaklar ülkesinde güneş çok geç batardı zaten!.. İnsanlarının çoğu güneşin batışını seyredemeden uykuya yatarlardı. Uçak salimen Ankara''ya geldi. Ama gelir gelmez de ön camları bu kadar sürate ve özellikle heyecana dayanamayarak çatlayıverdi. Sakallı Solana''nın İsmail Cem ile Esenboğa''da yanak yanağa fotoğraflarından yansıyan karşılıklı sevinç ve saadet Başbakanlık konutuna kadar uzandı!... Solana''nın niyeti sayın Başbakanımızı bir gelin kız gibi alıp Helsinki''ye götürmek ve orada "Aile yemeği"nin yenileceği masaya ve sonradan da Aile Fotoğrafı''nın en ön sıralarında kameraların karşısına oturtabilmekti. Bu olmadı. Haydi bildiriyi AB dönem başkanının yardımı ile de olsa sökebildik diyelim, ama bizim özel uçaklarımız yok mu idi sanki?! Ecevit ertesi günü Cem ve İrtemçelik''i de alarak Ata uçağı ile Helsinki''ye uçtu. Hem aile yemeğinde hem de fotoğrafta seçkin yerini aldı. AB''yi ve Simitis''i dize getirmiş olarak Ankara''ya döndü!.. Ankara, birden bayram havalarına girdi. Herkes, birbirini kutluyor ve gösterdikleri gayretler, başarılar için herkes herkese teşekkürler dağıtıyordu. Kim bilir belki de plaketler bile arkadan gelebilirdi?..
İşin tuhaf olan tarafı Yunanistan da aynı havalarda idi. Simitis "Türkiye''yi nihayet köşeye sıkıştırdım!" diyor ve 26 Mart seçimleri için kamuoyunu yanına çekmeye çalışıyordu. "Finlandiya''lı Başbakanın mektubu bizi ve AB''yi ilzam etmez ancak kendisinin özel düşüncesi ve yorumunu yansıtır!" diyordu. Öte yandan Kuzeyli Başbakan Lipponen Avrupa Parlamentosunda bu mektubu AB zirvesi dönem başkanı sıfatı ile yazdığını resmen teyid ediyordu. Ortada bir "Quiproco" vardı. Böylesi bir mektup, AB içinde diğer komisyon üyelerinin çok üstünde bir mevkiye sahip eski NATO genel sekreteri Solana''ya verip de mi gönderilirdi? İşin özü, Finlandiyalı Başbakan, Yunanlı Başbakanı yalanladı. Ne ise bu konuda ne bizim aşırı sevincimizi, ne de Simitis''in Bizans damgalı, adresi belli özel imalat yorumları pek önemli sayılmaz!.. Önemli olan, bütün bu olan bitenler sırasında New York''ta Coffi Annan başkanlığında Denktaş ve Klerides arasında dolaylı dolambaçlı görüşmeleri nasıl etkileyebileceği idi. Bu görüşmelere bir süre ara verilmek gereği ortaya çıktı. Denktaş haklı olarak kendisinin ortada bırakıldığı, kendi haline terk edildiği zehabına kapıldı. Halbuki dolaylı görüşmelerde konfederasyon tanımlaması yerine aynı muhtevaya dolaylı olarak varabilmek imkanları ufukta belirmiş gibi idi bizim kanaatimize göre, Zürih''te mevcut olmayan "ülke-sınır" kavramı eklendiği takdirde bugünkü fiili durumu teyid eden bir anlaşmaya varılması mümkün olabilirdi. Ecevit''in "Kıbrıs''ın bir AB adaylığı için feda edilmesi benim gibi bir Başbakan''dan nasıl beklenebilir?" yolundaki haklı siteminden sonra "Yeter ki Kıbrıs Türkleri hataya düşmesinler!" diye ilave etmesi, başta yılların ve hatta Kıbrıs davasının yaşayan en eski Mücahidi Denktaş olmak üzere Kıbrıslıları ve bu davaya gönül vermiş, baş koymuş kitleleri ziyadesi ile üzdüğünü nihayet hep birlikte anlamış olmalıyız ki, sayın Başbakan, Denktaş''ı karşılamak ve özel uçağı ile Ankara''ya getirmek gibi doğru olan bir davranışta bulunmak gereğini duydu. KKTC Başkanının gönlünü aldı!...
Bizce işin özü şudur: Türkiye 1957 Roma Andlaşmasının imzasından sonra AET ile ilk temas kuran ülkedir. Yunanlılar bizden on gün sonra gidebildiler. Yunanlıların bizden bir yıl önce Ortak olabilmeleri ise biraz da tarihin ve talihin sorumluluğundadır!.. Bu topluluk nezdinde Türkiye''nin ilk Büyükelçisi olmak sıfatı ile rahatlıkla ifade edebilirim ki, AET ve sonradan AB, Türkiye ile Yunanistan arasındaki AET''ye nisbet mesafesini ayni düzeyde tutabilmek için elinden geleni yapmıştır. Bundan faydalanamamış olmanın kusur ve varsa günahı bugün AB''ye aday olarak çırpınan tüm muhterem siyasilerimizin sırtında olduğu unutulmamalıdır!...
AB''ye 13''üncü aday olduk... Ayağımızı kapının aralığına koyduk!... Kopenhag Kriterleri bizi hiç ama hiç korkutmaz, topluluk mevzuatına uyum sağlamak mesele değildir. Bunların çoğu kanuni mevzuat olmaktan ziyade Tüzük ve Talimatlar şeklindedir. Çoğunu zaten uygulamaktayız!...
Bizden önceki ilk 6 adaya bakıyorum, hepsinin toplam nüfusu bizimkini bulmuyor. Adam başına düşen gayri safi hasıla bakımından Slovenya hariç hiç birinden bir eksiğimiz yok. İşsizlik oranı bakımından da durum aynidir. Türkiye''nin de dahil olduğu ikinci grup adaylar bakımından da pek fark yoktur. Türkiye''nin önüne konulan Kıbrıs ve Ege sorunları kaydı, siyasi karakterlidir. Halli uzun da sürebilir, çok kısa zamanda da mümkündür. Bu, dünyadaki ve özellikle bölgemizdeki siyasi konjonktürün gelişmelerine, özellikle göstereceğimiz siyasi dikkat, basiret ve devamlılığa bağlıdır.

