Kaydet
a- | +A

Yeni seçilen onuncu Cumhurbaşkanına sağdan bakıyorum, soldan bakıyorum...içini okumaya, anlamaya çalışıyorum..sonra Meclis bu sefer en yüce makama bizden birini, içimizden birini seçmiş diye düşünüyor ve seviniyorum!.. Bugünlere gelinceye kadar tam dokuz tane Cumhurbaşkanı gördük. Hepsini de bir hal ile az çok yakından tanıdım sayılır. Birincisi tarihte ender rastlanan deha sahibi müstesna bir insandı. En zor koşullarda bir vatan kurtardı. Yıkılmış, tükenmiş, bölünmüş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde modern Türkiye Cumhuriyeti''ni kurdu. Batı uygarlığının yolunu açarak ebediyete intikal etti. Tarihte kimselere benzetilemeyecek kadar büyük adamdı. Ortaokulda öğrenci iki arkadaşımla birlikte huzurunda tarih dersinden sınava girmiştim. Arkadaşlarımdan biri Rum''du, adı Aleksandr, öbürü, Ermeni olanının adı ise, Papazyan''dı. Üçümüze da adlarımızın ne anlama geldiğini sormuş, verdiğimiz cevapları beğenmemiş olmalı idi ki bize neden bu isimlerin verildiğini kendisi anlatmaya başlamıştı. Daha sonraki yıllarda Galatasaray Lisesi İzci Oymağı''nın Sancak takımında her yıl 29 Ekim''de Ankara''daki geçit resimlerinde uygun adımlarla önünden geçer, onu selamlardık. Elinde silindir şapkası, hepimizin teker teker gözlerimizin içine baktığını hisseder gibi olurduk.. Üniversite yıllarında Ankara Halkevi bir kültür ve sosyal etkinlikler merkezi gibi bir yerdi. Gençlerle beraber olmayı çok sever, oradaki gençlik toplantılarına sık sık katılırdı, bizler de bir kolayını bulur, itişe kakışa elini öpmek fırsatını arardık!.. Bazılarımız açıkgözlük eder, birkaç defa öpmeye çalışırdı. Bundan pek hoşlanmaz, derhal farkeder uyarırdı. Sonraları adet haline gelmişti, kendisi salondan ayrılırken bizler çift sıra dizilir, Atatürk aramızdan geçerken ellerini uzatır, öpmemize izin ve fırsat verirdi.

İsmet Paşa''dan başlayarak diğerlerinin sekizini de mesleğim ve görevlerim dolayısı ile yakından tanımak şans ve fırsatı buldum. Kimilerinin resmi dış seyahatlerine görevli olarak katıldım. Zaten hepsini bir hal ile tanıyorduk. Çankaya''daki Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmadan da bilinen ve tanınan kişilerdi. Sonuncusu yani şimdiki, onuncusu, Parlamento tarafından ama Parlamento dışından seçilmişti. Adaylığını kendisi değil, Hükümeti yürüten üç siyasi parti ile muhalefetteki diğer iki parti lideri ortaklaşa koymuşlardı. Doğru olan da bu idi. Adaylık için en Yüksek Mahkeme''nin Başkanı üzerinde mutabık kalınmıştı.

Parlamento''da yapılan seçimleri aşama aşama TV ekranlarından izledik. Parlamentoda bütün demokrasilerde olduğu gibi bizde de siyasi partiler oligarşisine karşı bir reaksiyon belirmesi doğaldı. Nitekim daha önceleri Sayın Demirel''in görev süresini uzatmak amacı ile yapılmak istenilen Anayasa değişikliğine Meclis cesaretle hayır demiş ve önerilen "Beş artı beş" formülünü liderlerin hayret dolu bakışları arasında reddederek Parlamento kişiliğini göstermişti. Şimdi ortak bir aday öneriliyordu. Önerilen de en yüksek mahkemenin, Anayasa Mahkemesi''nin Başkanı idi. Kimse daha fazlasını bilmiyordu.. Ama madem Parlamento dışından seçilecekti bundan daha münasibi bulunamazdı.. Bu yeterli bir referans sayıldı. Zaten isteyen başkalarının da aday olmalarına mani bir hal yoktu. Nitekim bir on kadar aday da çıktı. Parlamentoda Cumhurbaşkanı olacak nitelikte adam yok mu? Sorusu haklı olarak soruldu. Elbette vardı ama seçimlerden beklendiği gibi Sayın Ahmet Necdet Sezer Türkiye''nin onuncu Cumhurbaşkanı olarak çıktı. İlk gözlem bu sonuçtan herkesin memnun olduğu ve huzur duyduğu yolundadır. Bu, üzerinde durulmaya ve düşünülmeye değer bir yeniliktir. Zira Onuncu Cumhurbaşkanı, ne Atatürk gibi bir vatan kurtarmış ne Cumhuriyeti kurmuş eşsiz bir Komutan ve dahi, ne İsmet Paşa gibi bir "Lozan kahramanı", ne de Celal Bayar gibi, "Milli Şef" rejimine, "Yeter! Söz Milletindir" diyerek tabuları yıkmış bir adamdı.. Yüce Türk Milleti adına hakça adalet dağıtan, hakka, adalete, hukukun üstünlüğüne içten inanan bir hukuk ve kanun adamı idi. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı''na gelinceye kadar bütün aşamaları tam bir başarı ile aşmıştı. Şimdi Çankaya''da Atatürk''ün mekanındadır. Çankaya bir bakıma büyük devlet adamları yetiştiren bir ekol niteliğini taşır. Sayın Ahmet Necdet Sezer bu vasıflara sahip bir kişiliktedir.

Hariciye protokolü, tarifi ve kuruluşu itibarı ile "Devlet Protokolü" niteliğindedir. Protokol ise birçoklarının zannettiği gibi bir şekil ve etiket konusunun çok daha üzerinde önemli bir kavramdır.

Protokol için "Kralların, hükümdarların, reiskarda bulunanların nezaketidir" derler.. Doğrudur. Nezaketin, zarafetin, siyasetin, resmi önceliklerin buharlaşarak yaygınlaştığı ve kendisini çevresine mutlaka kabul ettirmek durumunda olan bir kurallar ve alışkanlıklar manzumesidir. Demokrasilerde protokolün de giderek avamileştiği, öneminden çok kaybettiği yolundaki kolay sözlere bakmayınız. Protokol protokoldür. Adı anlam üzerinde her şeyin önünde gider!..

Bütün Türk halkı gibi biz de bizlerden, içimizden biri olarak tanımladığımız Onuncu Cumhurbaşkanımızı içtenlikle kutluyor, başarılı olmasını içtenlikle diliyoruz!..