Meşhur meseldir.. Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlarmış... Medyaya yansıyan haberlere göre, bizim politika ustaları, içte ve dışta her alanda başımızda kavak yelleri esmekte olduğu tam şu sıralarda kalkmışlar ABD''nin gönüllü taşeronu görüntüsünde, sessiz sedasız faaliyete geçmişler. Babı Ali''deki hazinei evrak, allak bullak edilmiş, en gözde tarih ustalarını bile hayrete düşürecek bir süratle 1500''lü yılları ilgilendiren Fermanlar, buyruklar üzerinde incelemeler yapılmış. Şimdilerde Araplarla Yahudiler''i Kudüs''ün müstakbel statüsü konusunda uzlaştırabilecek bir formül arayışına girişilmiş.. Bunda şaşılacak bir şey yok. Dünya alem, hatta Bill Clinton bile, biliyordu ki Türkler bu bölgeyi yüzyıllar boyu kimsenin burnunu kanatmadan gül gibi yönetmişlerdi. Bunun sihrini, tılsımını dost ve müttefikimiz ABD''den, hele hele bu yıl sonunda ikinci dönem görevini ya Al Gore, yahut istemeye istemeye Bush''a devir edecek olan Bill Clinton''dan esirgemek doğrusu dostluğa da sığmazdı.. Her şey böyle gelişti. Kamuoyunun başını kaşıyacak, başka bir konuya bakacak hali kalmadı. Ne KHK, ne Cumhurbaşkanı''nın yetki sınırları, ne Ombudsman ve hatta ne de Avrasya Vakfı üzerinde duracak, rahat düşünecek vakti bulamadı. Gündem değişti.. Sanırım asıl istenilen de bu idi! Maksat hasıl oldu, Cumhurbaşkanımız gerektiği gibi Devlete ait resmi bir uçakla New York''a gitti.. Buna gerçekten sevindim. Daha önce de bunun böyle olmasının gereklerini bu köşede yazmış, savunmuştum. Sayın Sezer 30 Ağustos''ta sayın Genelkurmay Başkanı''nın resepsiyonunda smokin giydi. Umarım 29 Ekim bayramında da tebrikleri siyah yelekli fraklarını giymiş olarak kabul eder ve Atatürk''ten beri gelenekselleşen bir dış görüntü de tamamlanmış olur!.. Bu haftaki yazımızın "konuya giriş" bölümünü böylece tamamladıktan sonra şimdi izin verirseniz asıl konuya gelelim...
Ortadoğu tek Allahlı semavi dinlerin doğduğu ve dünyaya yayıldığı yerdir. İnsanları çeşitli kaynaklardan, değişik ırklardan oluşur, çoğu ayrı dilleri konuşur, inançları bir olsa bile ibadet yolları, usulleri çoğu zaman değişiktir. Bu durumdaki bir bölgeyi "gül gibi" yönetebilmek için ancak binbeşyüzlü yıllardaki Osmanlı İmparatorluğu''nun gücüne, pırltısına sahip olmak gerektiği gözönünde tutulmalıdır. Gerçekten o yıllarda, yani Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim dönemleri Osmanlının "zirve-i ikbal"ini oluşturuyordu. Haşmeti, satveti dünyanın bir ucundan öbür ucuna uzanıyor, hele yakındakilere gölgesi bile yeterli sayılıyordu. Yavuz Sultan Selim 1571''de Mısır seferinden sırtında Memluklardan aldığı "Hilafet Hırkası" ile dönerken ilk cuma namazını Şam''da kılmıştı. Hutbe sırasında Hoca, Osmanlı padişahının unvanlarını sayarken sonuncusunu da ilave etmiş "Hakimül Haremeyn i Şerifeyn" mukaddes yerlerin hakimi demişti. Tevazu, büyüklerin şanındandır. Onları daha da yücelten bir meziyettir. Yavuz Sultan Selim bu büyüklüğü göstermiş, hocayı ikaz ederek, "Ben Hakimül değil, Hadimül Harameyni Şerifeyn''im" yani ben hükmeden değil, hizmet edenim, demişti! Ortadoğu, oldum olasıya zaman zaman karışır, yahut birileri tarafından karıştırılır. Sonuncusu, yahut bir öncesi Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı Terekesi yağma edilirken başlamıştı. İngilizler ve Fransızlar İtalyan ve Fransız riviyerasındaki, sayfiye yerlerinde gizli gizli buluşarak kendilerince en elverişli saydıkları yerlere yerleşmiş ve Mandat yöntemi ile yöre halkına sözüm ona "Süt Ninelik" yapacakları yerde bu insanları doyuncaya, kadar sömürmüşlerdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğuda yeni bir dönem başladı. Savaştan bir hal ile galip çıkmalarına rağmen ne İngiltere''nin ve hele ne Fransa''nın sömürgecilik yapacak halleri kalmamıştı. Mandat altındaki yöreler istiklallerini kazandılar, Haşimi''ler başta, bölgenin önde gelen aileleri kimi yerlerde Kral, kimi yerde Şeyh veya Emir ünvanları ile Ortadoğu''da hükmetmeye başladılar. İngilizler ve Fransızlar''ın sömürgecilik yapacak halleri kalmamıştı ama İkinci Dünya Savaşı''nın asıl iki büyük galibi, ABD ile Rusya''nın bölgeye karşı olan ilgileri birden bire artmış, sevdaları taşmıştı. Petrol olayı bu sevdayı daha da tehlikeli biçimde körüklemişti. Sovyet rejiminin çökmesinden sonra bile Rusya Federasyonu bu sevdasından asla vazgeçmiş değildir. Ortadoğu, İsrail Devletinin kurulmasından ve giderek bugünkü güçlü haline gelmesinden sonra bölge bir bakıma "kabuk değiştirmeye" başladı. Gelişmeler Kudüs konusunda düğümlendi. Aranan, buradaki Mukaddes yerlerin anahtarıdır. Bu bir zamanlar Osmanlı''nın elinde, cebinde idi. İmparatorluk gerileme dönemine girdikten sonra bu anahtar yüzünden başımız hayli derde girdi "Makamatı Mukaddese" bizi çok uğraştırdı. Bu ayrı bir konudur. Şimdilik sadece şunu söylemekle yetinelim;
Ortadoğu''da taşlar yeniden yerinden oynamaya başlamıştır. Türkiye''nin gözlerini ve dikkatlerini Avrupa Birliği tutkusundan, arada vakit buldukça da olsa, bu yöne çevirmesinde sayılamayacak kadar faydalar vardır.

