Tefekkür, fikirden gelir... Düşünmek, fikir üretmek anlamında kullanılır. Eskilerden bir deyim aklımda kalmış. "Tatilde tefekkür olmaz" gibilerden bir şeydi. Yani kafanı yormayacaksın, hiçbir şey düşünmeyeceksin, yiyip içip bol bol dinleneceksin demek istenilirdi. Ama hiç düşünmeden yaşamak mümkün mü? Mümkün olsa bile buna yaşamak denilebilir mi? Aklıma, bu yaşıma gelinceye kadar okumaya doyamadığım, Descartes geliyor.. "Je Bense, Donc Je Suis.." Düşünüyorum o halde varım.." diyor... Düşünmeyi haklı olarak yaşamanın simgesi sayıyor. Yaşayanlar ile yaşamayanlar arasındaki farkı, "düşünmek"te buluyor. İnsanı, doğada, su kenarlarında yetişen incecik, zayıf sazlara benzetiyor. Ama ardından hemen ilave ediyor: "İnsan düşünen bir sazdır" diyor..
* * *
Tatildeyiz ama istesek de istemesek de bu alemde var olduğumuz sürece düşünmek zorundayız. Hali, ahvali, gidişatı izliyoruz. Gazetelerin çoğu kilolarca ağırlıkta çıkıyor. Nerede ise parasız dağıtılıyor gibi bir şey, marketlerde hediye ediliyor. Gelirken yollarda gördük, benzin istasyonlarında parasız veriliyor. Bunda bizim anlamadığımız bir iş var ama, nedir? Bu sıcakta düşünmek istemiyorum. "Bu benim sorunum değil" diyerek yaz tembelliğinin arkasına gizleniyorum. Uluslararası futbol turnuvası olmasa televizyonun düğmesini bile çevirmeyeceğim. Karikatürleri severim, yazılanlardan çok daha fazlasını bir çırpıda söyleyiverirler. Bizim sevgili Yurdagün''ü anımsıyorum...
* * *
Aklım, tekrarlana tekrarlana fırıncı küreği gibi pişerek cilalanan uzun ve bol mürekkepli manşetlerin sırtında Ankaralara kadar uzanıyor. Ecevit''in çok marifetli Troyka biçimi üçlü Hükümetinde son günlerde iyi gitmeyen bazı acayip işler oluyor. Kimsenin bir şey anlayabildiği yok. Ortalarda bir "kurt-kuş" lafıdır gidiyor. Kurt mu kuşu yiyecek? Yoksa kuş mu kurdu gagalayacak? Bilinmiyor. Bu bilinmezlik içinde herkes bir şeyler bekliyor. Ecevit ne de olsa en eski ve deneyimli politikacı, "Ben bu işten bir şey anlayabilmiş değilim" dedi çıktı işin içinden. Halbuki geçenlerde de bu köşede yazmış, karalamıştım, kurduğu üçlü Hükümet, eski Çarlık Rusya''sında Romanoff''ların, Rasputinlerin pek sevdikleri üç yağız atla çekilen süslü püslü bir Troyka modelinden esinlenmiş gibi idi. Atların en yaşlısı, en deneyimli olanı ortada en önden tırıs gider, diğer ikisi, sağda, solda rahvan giderek dengeyi sağlarlardı. Ama gelin görün ki, aradan daha bir yıl bile geçmeden arkadakilerin ikisi de sağa, daha sağa kayar gibi koşmaya başladılar. Denge bozulacak, araba bir hal ile devrilecek hallere geldi. Süleyman Bey''in deyimi ile "Demokrasilerde çare tükenmez.." Ecevit de çareyi, tepelerde "Zirve"lerde aradı. Bulduğunu sandı, aldandı..
* * *
Nerede, hangi konuda, hangi koşullar altında olursa olsun "Zirve"lerin ucu sivridir. Üzerinde uzun süre kalınmaz. Mutlaka birilerinin bir yerlerine batar incitir. Demokrasilerde ise sistemin baş düşmanı sayılır. Ayrıcalıklı bir zümre oluşturur. Zirvenin dışında kalanları kararlardan dışlamak gibi, demokrasi ile bağdaşmayan, aslında başkaldırmalara yol açan karakteri çok denenmiştir. Sanırım şimdilerde bizde de bu araz görünmeye başlamıştır. Zirve alışkanlığı, aslında İkinci Dünya Savaşı ürünüdür. Roosewelt, Churchill daha sonraları Stalin''in de katılımı ile savaşı bir zirveden ötekine atlayarak yönetmeye çalışmışlardı. Ama şimdilerde koşullar değişti. Soğuk savaş sona erdi. Dehşet dengesi ortadan kalktı. Bloklar dağıldı. Dünya giderek yuva yuvarlanıyor. Biz ise zirveleri yeni keşfeder gibiyiz.
* * *
Bir bakıma makul gibi geliyor. Yeni bir Parlamento kurulmuş. Hükümet, ancak üç partinin bir araya gelmesi ile kurulabilmiş. Aralarında bir ortak protokol, bir de Hükümet programı imzalamışlar. Üç lider toplanıyor, birtakım kararlar alıyorlar, kararlar Başbakanlıkta merdiven altında titrek ve ürkek açıklanıyor. Bakanlıklar birer sekreterya gibi çalışıp işleri sonuçlandırıyorlar. Parlamentodaki iktidar ekseriyeti "Otomatiğe bağlanmış" farzediliyor. Bunun böyle olamayacağı, çeşitli örnekleri ile görüldü. Demokrasilerde hata elbette olur, ama hatalardan dönmek Demokrasilerde fazilet sayılır.
* * *
Okullar tatile girdi. Birkaç gün sonra Meclis de tatile girecek. Temmuz-ağustos en sıcak aylardır. Vekillerimiz bu süreyi nerede ve nasıl geçirmek isterler bilemem, ama seçim bölgelerine gidemeseler bile "Tatilde tefekkür olmaz" safsatasına kanmayıp konuyu rahat rahat bir düşünseler diyorum. Bu her bakımdan hem kendileri hem ülkemiz bakımından yapılabileceklerin en kolayı hem de en faydalısı olacaktır.

