Meclisimizden bir yıldız daha kaydı! Bu sütunda birkaç defa daha yazdığımı hatırlıyorum. Ama daha ne kadar yazsam o "Meclis''i Dil Ara"yı tam olarak anlatabileceğimi sanmam! Bizim, Atatürk döneminden beri devam eden ve "Encümeni Daniş" diye tanımlanan bir özel Meclisimiz vardır. Bu, sayıları sınırlı, ama düşünce alanları, bilgi, görgü ve deneyimleri sınırsız, her meslekten her meşrepten, görevlerinin en üst düzeyinden ayrılarak emekli olmuş seçkin kişilerden oluşan bir güzide topluluktur. Son birkaç hafta içinde bu Meclisten çok sevilen ve saygın iki arkadaşımızı ne yazık ki, kaybettik. İkisinin de hatırasını saygı ve rahmetle anıyorum. Birincisi eski İçişleri Bakanı E. Hv. Orgeneral İrfan Özaydınlı, ikincisi hava kuvvetlerinin en genç komutanı olarak bilinen, çok başarılı ve dinamik bir Komutan, Muhsin Batur Paşa idi. İkisi de mesleklerinin en üst düzeylerinden ayrılarak siyasette görev almışlardı. Talih ikisini de ayni siyasi çizgide, İsmet Paşanın Partisinde buluşturmuştu, birincisi başarılı bir İçişleri Bakanı olmuş, ikincisi yani Muhsin Batur Paşanın ÇANKAYA köşküne çıkarak Cumhurbaşkanlığı makamına oturabilmesi için, son anda sadece iki elin parmakları kadar bir oy sayısı eksik kalmıştı. Bu, politikanın bir cilvesi idi. Onun yerine Çankaya''ya Emekli Oramiral rahmetli Fahri Korutürk çıkarıldı. Batur Paşa üzüldü ama renk vermedi. Sarsılmadı.
İrfan Özaydınlı Paşa amansız bir hastalığın ıstıraplarına karşı uzun süre umut ve cesaretle mücadele etti. Bir tek bunda başarılı olamadı. Ecel aldı onu götürdü. Vefatı sırasında Türkiye''de değildim Colombia Üniversitesi Hastanesinde dünyaca ünlü genç bir Türk doktoru, kalp ve damar cerrahı Mevlana aşığı Prof. Dr. Mehmet Öz''ün neşteri altında idim... Türkiye''ye avdetimde arkadaşlarım haber verdiler.
İrfan Paşa sessizce politikaya girmiş, ama "politikacılık" yapmamıştı. Encümeni Daniş de sessizliği ve nazaketi ile ün yapmıştı. Bakanlığı dönemine ait vakalarda olayları sanki bir dosyadan okurmuş gibi sakin ve hatasız anlatır değerlendirirdi Güneydoğu olaylarının başlangıcını en iyi o bilirdi.
Muhsin Paşanın ikinci defa bir By-pass ameliyatı geçirdiğini ise yurt dışından avdetimde gazetelerden öğrendim. Telefonda ancak görevli bir hemşire ile görüşebildik. Çok iyi olduğunu söylediler. Ertesi günü çıkarılacağı odasının numarasını bile verdilerdi. Aradım oda cevap vermiyordu. Zahir henüz taşınmadılar, yarın telefon ederim diyordum. Ama artık çok geçti... Türkiye''nin en genç Hava Kuvvetleri komutanlığını yapmış olan ve askerlikte "UÇAN PAŞA" diye tanımlanan komutan, yaşam uçağının rotasını bu sefer MAVERA''nın "geriye dönülemez" derinliklerine doğru kırmış, arkasında sevgili eşi, Leman Batur, çocukları ve çok sevdiği torunlarına bir veda öpücüğü bile bırakamadan bu fani dünyadan uzaklaşmıştı. Cenabı Allah''tan her ikisine de rahmet ve başta muhterem refikaları Hanımefendiler olmak üzere bütün aile mensuplarına ve dostlarına sabır ve metanet diliyorum.
Muhsin Paşa ile tanışmamız çok eskidir. Ama asıl dostluğumuz onun Hava Kuvvetleri Komutanı olarak Almanya''ya resmi bir ziyarette bulunduğu günlerde pekişti. Almanya''da Büyükelçi idim. Karı koca kendilerini Sefarette ağırlamak ben ve eşim için gerçekten bir zevk ve onur kaynağı olmuştu. Her bakımdan "Güzel ve zarif bir çift" oluşturuyorlardı. Dikkat ettim, resmi veya özel bir davete gittiklerinde kalabalık adeta kendiliğinden yarılır onlar kendilerinden emin tanıdıklarını selamlayarak mütebessim geçerlerdi. Kızım Gülperi''nin şimdiki Büyükelçi Volkan Vural ile evlenme töreninde, nikah ve düğününde önde gelen onur konuklarımız arasında idiler.
Senatörlüğü sırasında Batur Paşa ile daha bir yakınlaşmıştık. İmzaladığımız Uluslararası Anlaşmalar usulen Parlamentonun onayından geçerdi. Bu, aslında bir formalite meselesi idi. Millet Meclisinden çabuk geçer, Senatoda ise sorgu suale maruz kalırdık. Bu toplantılara ekseriyetle Hükümet temsilcisi olarak ben giderdim. Kerkük-Yumurtalık Boru hattı müzakerecisi olarak gittiğim Senatoda en çok soru soran Muhsin Batur olmuştu. Belli ki anlaşmayı çok iyi incelemişti. Aramızda yılların pekiştirdiği karşılıklı bir güven vardı. Toplantıdan sonra beni alıkoyarak bana, herkesin içinde sormak istemediği izlenimini aldığım, bazı konuları derinliğine anlatmak imkanını vermişti.
ENCÜMENİ DANİŞ''te masanın karşılıklı iki yakasında otururduk. Birbirimizin siyasi eğilimlerini bilir ona göre hoşgörülü konuşurduk. Sivil yaşam, ona ve refikasına askerlikteki kadar, belki daha da çok yakışmıştı. Nezaket ve zarafet ikisine de en çok yakışan vasıflar, tanımlamalar idi. Konuşurken gözlerinizi kapayarak dinleseniz gerçek bir liberal, ve hoşgörülü bir fikir adamını dinlediğinizden hiç kuşku duymazdınız. Çok dinler, az konuşur ve daha çok sigara içerdi. Kendisini uyarmak isteyen yakın ve arkadaşlarına acı bir nükte ile cevap verir, kendisinin sigara içebilmek için By-pass ameliyatına razı olduğunu alaylı bir dil ile söylerdi... Yakışıklı ve güzel bir adamdı. Arkasında kendi gibi güzel bir isim bıraktı.
İki "Uçan Paşa" adeta uçarak aramızdan uzaklaştılar... Allahın rahmeti üzerlerine olsun!.. Hatıralarını saygı ile sevgi ile muhafaza edeceğiz!.. Kederli ailelerine tekrar başsağlığı diliyorum.
.........
(Hatıralar-Portraits posthumes bölümünden)

