Bu mevsimde Güney ve Batı Akdeniz sahillerimiz gereğinden fazla sıcak ve kalabalık olur. Yabancının bir geleni, ertesi yıl yine geliyor. Çoğu bu sefer dostlarını, komşularını da beraberinde getiriyor. Belli ki buralarını sevmişler. Para da getiriyorlar, ama buna karşılık yörenin bazı özellikleri de giderek kayboluyor. Buraların üzümü, inciri, şeftalisi boldur ve ünlüdür. Ama gelin görün ki, ne Manisa''nın üzümü, ne İzmir, Aydın''ın bardacık ve lop incirleri ve hele şeftali hâlâ ortalarda görünmüyor. Ama gönlünüz çekiyor, keseniz de müsaade ediyorsa AB Gümrük Birliği sayesinde bunların AB çıkışlı olanlarını market raflarında bol bol bulabilirsiniz.
* * *
Biz bu yörelerin evladıyız, biliriz.. Eskiden bu mevsimde buraları bu kadar sıcak olmazdı. Harman sıcakları derdik, birkaç gün sürer geçerdi. Bağ bozumu, potaslı bandırma sergi sıcakları derdik, gözlerimiz havada aman yağmur yağmasın, sergideki sultaniler kararmasın diye dua ederdik.. O da nihayet bir hafta on günden fazla sürmezdi. Şimdilerde çok şey değişmiş, ya bizler unutmuşuz, yahut iklim değişmiş.. yahut da gereğinden fazla yaşlanmışız. Suyun yanında, suyun hasretini çekiyoruz. Doğduğumuz büyüdüğümüz yerlerde sanki gurbette imişiz gibi geliyor.. Mavi kırlangıçlar gibi suya şöyle bir değinip kendimizi kalın duvarlı meskenlerin içine atıyoruz..Tembeller için yapılabileceklerin en kolayı TV seyretmek! Hazır futbol maçları var.. diyorsunuz, karşıdakı koltuğa yumuluyorsunuz ama bir şey seyredemiyorsunuz ki.. kendi suretini ekranda görmeye, göstermeye pek meraklı olduğu izlenimini veren üst düzey bir yönetici var.. İstanbul''da ne zaman TRT''yi açsam, bayram seyran karşıma o çıkar! Adama burada büsbütün içerledim. Tam maç başlayacağı sırada ekranda bir Arap kanalı "Yalelli"nin bütün haşmeti ile karşımıza çıkıyor.. Üstelik bu olay Marmaris''in en ünlü yerinde "Paşalar, Şatolar Semti" olarak bilinen Armutalan semtinde cereyan ediyor. Arap sınırına yakın bu bölgede Türkiye''nin resmi kanalı TRT sesini duyuramazsa nerede duyuracak? Sorumluların kulaklarını öylesine çınlattık ki, belki yüzleri de kızarmıştır.
* * *
Maçları evde seyredemeyince sokaklara taştık, lokantalarda, teraslarda pahalı mönüler ve ter kokan dekolte turistler eşliğinde yabancı kanallar tarafından yabancı dilden maçları seyrettik. Milli takım çocuklarını kutluyorum. Görevini pek önemsizmiş gibi göstermeye meraklı olduğu görülen ve antrenmandan çok, basın toplantıları düzenlemeye meraklı hocalarına rağmen bu noktaya kadar gelebildiler. Başarı, her şeyden önce görevin önemini önceden benimsemekle mümkündür.
* * *
Avrupa Birliği''nde temmuz ayı, altışar aylık periyodik başkanlığın el değiştirdiği aydır. Bu yazım "Görüş" köşesinde yayımlanacağı gün, Başkanlık artık Fransa''ya geçmiş olacaktır. Bu, Fransa, AB ve bilhassa Türkiye bakımından çok önemli ve mutlaka uzantıları olacak bir olaydır. AB''de Temmuz, taşınma, Ağustos dinlenme-tatil ayıdır. Asıl çalışmalar Eylül''de başlar. Başkanlık, hem Cumhurbaşkanı Chirac, hem Başbakan Jospin için fevkalade önemlidir. Zira ikisinin de görev süreleri bir başka AB başkanlığının yüklenilmesine müsait değildir. İkisi de Elyssee sarayına taliptir. Bunun yolu da AB başkanlığında gösterebilecekleri marifete bağlıdır. Bu köşede hep yazdım, çizdim. Bıkmadan devam da edeceğim. Türkiye''nin AB''ye girişi Fransa kapısından olacaktır. Hariciyemiz çok değişti. Fransızca bilenlerimiz nerede ise kalmadı gibi bir şey. İngilizce''yi, Almanca''yı, diğer dilleri de asla küçümsemiyorum. Ama, Fransızca''ya bihakkın vakıf olmadan gerçek bir diplomasinin mümkün olmayacağına da adım gibi inanıyorum!..
* * *
Türkiye''nin AB''ye katılımı konularının koordinasyonunu sağlayacak, Başbakanlığa bağlı bir Genel Sekreterliğin kuruluş kanunu tam bu sırada TBMM''den çıktı. İşi çok zor olacak ama bunun Fransız Başkanlığı dönemine rastlaması bence sevindiricidir. Her şeyden önce kimi zihinlerde düğümlenen birçok soru işaretinin nihai olarak ortadan kaldırılması gerekecektir. İnandırıcı ve güven veren bir siyasi irade beyanı, sonra da kamuoyunun tam katkısı açıklanabilmelidir.
* * *
"Türkiye bir Avrupa ülkesi mi" tartışmaları artık bir tarafa bırakılmalıdır. 1963 Ankara Andlaşması, Roma Andlaşması''nın 238. maddesi gereğince imzalanmıştır. 6 AB ülkesinin Başbakanları tarafından imzalanmış, Parlamentoların onayından geçmiş, "Acquis Communautaire" Kaziye-i muhkeme haline gelmiştir. Türkiye''nin bir Avrupa Devleti olduğu bütün üyeler tarafından kabul edilmiştir.
* * *
Bir hususu daha hatırlamakta fayda vardır. AB''nin çeşitli alanlarda yetkilerini giderek genişletmesi daha ziyade bürokratik gayretkeşliklerin tekrarlana tekrarlana yer eden yayılmacılıklarıyla mümkün olabilmiştir. "Canım artık milli hakimiyetlerin hükmü mü kaldı?" düşüncesi çok defa sorumsuz müsamahalara yol açmıştır. Umarım yeni Genel Sekreterlik bu konularda gerekli titizliği gösterecektir. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, evrensel hukuk prensiplerinin hepsi başımızın üstünde.. Ama bunun ötesinde bir "Müstemleke müfettişi" gibi ziyaretler, soruşturmalar, diplomatik mücameleye sığmayan özel toplantılara artık bir son verilebilmelidir...
* * *
Bu konu daha çok esinti kaldırır. Sırası gelince esmeye estirmeye devam ettireceğiz. ANAP lideri Mesut Yılmaz''ın yakında bu işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığına getirileceği söyleniyor. Memnun olmayan hem içeride hem dışarıda çok olacaktır. Ama ben bugünkü şartlar içinde memnunum. Nedenlerini bir başka hafta anlatırım.

