Türkiye Gazetesi E-Gazete
Arama
Özetle Dinle
Kaydet
Köse Yazilari 1 saat önce

İşverenlerin çalışanlara cömertçe zam yapmasının bereketi artırdığı ve rızkı çoğalttığı vurgulanırken, İstanbul Ticaret Odası'na yönelik önceki bir eleştiriye açıklık getirilmektedir.

  • Çalışanların rızkı, işverenin kazancına gizlenmiş olup, cömertçe verilmesi işletmenin bereketini artırır.
  • İşverenler, mülkün sahibi değil, Allah'ın rızkını çalışanlara ulaştıran birer "veznedar" hükmündedir.
  • Çalışanların hak ettiği zammı vermemek, işletmeye gelen ilahi bereket akışını kesebilir.
  • "Ver ki, sana da verilsin" ilkesi uyarınca, çalışanlara yapılan harcama bir maliyet değil, işletmenin bereket mayasıdır.
  • Yazar, önceki yazısında İstanbul Ticaret Odası'nın aidat hesaplama oranındaki hatayı düzeltmiş ve "Trafik Güvenliği" panelinin önemini küçümsediği için özür dilemiştir.
Türkiye Gazetesi
Zam dönemi geliyor: Bereket musluğunu kendi eliniz...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Anadolu irfanımıza İslam inancımızın iğne oyası gibi işlemiş olduğu muazzam bir kabul vardır: “Her çocuk rızkıyla gelir.”

Bir baba düşünün; 100 birim geliri varken evladı dünyaya gelir. Zahirde bakarsanız, o 100 birimlik gelire bir boğaz daha eklenmiştir, payın azalması gerekir. Ama manevi matematik böyle işlemez. Allah, o sabinin rızkını babanın rızkına ekler, bir bakarsınız o 100 birim, 150 olmuş. Gören gözler bilir ki; o artan 50 birim babanın başarısı değil, masumun nasibidir. Baba burada sadece "aracı"dır, dağıtıcıdır.

Eğer o baba, “Çocuğumun masrafı çok” diyerek ondan kısarsa, aslında kendi gelir musluğunu kısmış olur. Çünkü Allahü teala, o rızkı o sabinin hürmetine göndermektedir.

Yıl sonu geldi, zam dönemindeyiz. Masamın başında bu hesabı yaparken zihnimde bir şimşek çaktı. Aynı ilahi kanun, işletmelerimiz ve çalışanlarımız için de geçerli olamaz mı?

Patronluk: Mülk sahibi mi, veznedar mı?

Biz işverenler, çoğunlukla kendimizi o paranın, o kârın mutlak sahibi sanıyoruz. Oysa unuttuğumuz bir hakikat var: Mülk Allah’ındır. Bizler sadece emanetçiyiz.

Eğer evdeki çocuğun rızkı babasının kazancının içine gizlenmişse; iş yerindeki çalışanın rızkı da patronun cirosunun içine gizlenmiştir. İşletmemizin kapısından giren o bereket, belki de depoda çalışan o gariban kardeşimizin, çayımızı getiren ablamızın, gece yarılarına kadar kod yazan gencimizin rızkıdır. Allah, onların rızkını bizim elimizle göndermeyi murad etmiştir. Biz patronlar, Hak katında birer “veznedar” hükmündeyiz.

Şimdi biz kalkıp, “Ekonomik şartlar zor, enflasyon yüksek, piyasa durgun” bahanelerine sığınarak; çalışanımızın hak ettiği, onu bu hayat pahalılığında ezdirmeyecek olan zammı vermezsek ne olur?

Korkarım ki; veznedar, asıl patronun (Rabbimizin) gönderdiği parayı hak sahibine ulaştırmadığı için, gelen akış kesilir!

İlahi formül: Ver ki, sana da verilsin

Şeytan, insanı en zayıf yerinden yakalar. Kur’ân-ı kerimde Rabbimiz uyarır: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği emreder.” (Bakara, 268). Tam da zam pazarlıkları yapılırken içimizden gelen “Çok verme, batarsın, kârın düşer” sesi, işte bu vesvesedir.

Oysa Peygamber efendimiz aleyhisselamın aktardığı Kudsi Hadis’te Allah teala şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! İnfak et (ver) ki, ben de sana infak edeyim.”

Matematiksel olarak cebimizden çıkan para eksiliyor gibi görünse de, bereket yasasına göre “vermek”, artırmanın anahtarıdır. Her sabah yeryüzüne inen iki melekten birinin; “Allah’ım, verene yenisini ver, malını artır” diye dua ettiğini, diğerinin ise “Allah’ım, (hakkı) vermeyip tutana, cimrilik edene telef ver, malını yok et” diye beddua ettiğini biliyoruz.

Hangi duaya, hangi bedduaya talibiz? İşletmemizin sigortası nerede sanıyoruz?

Kâr hesabı mı, ahiret hesabı mı?

Bu zorlu ekonomik virajda, çalışanlarımıza yapacağımız iyileştirmeyi sadece bir “maliyet kalemi” olarak görmeyelim.

Eğer biz çalışanımızın mutfağındaki yangını söndürmezsek, o yangının dumanı gelir, bizim işletmemizin bereketini boğar. Peygamberimiz aleyhisselam “Kıyamet gününde ben, işçiyi çalıştırıp da ücretini (hakkıyla) vermeyenin hasmıyım (düşmanıyım)” buyuruyor.

İşçinin yüzünü güldürmeyen bir patronun, işinin güldüğünü tarih yazmamıştır.

Gelin bu yılbaşında hesabımızı kapitalist sistemin acımasız çarklarına göre değil, inancımızın “Rızık Allah’tandır” düsturuna göre yapalım. Çalışanımızı darlığa düşürmeyelim ki, Allah da işimizi darlığa düşürmesin. Onların rızkına cömertçe aracılık edelim ki, Allah da bize olan nimetini artırsın.

Unutmayalım; çalışanımıza verdiğimiz o “fazla” görünen miktar, aslında bizim sadakamız değil, işletmemizin bereket mayasıdır.

Rabbim hepimize, çalışanının hakkını alnının teri kurumadan, gönül hoşluğuyla verebilmeyi ve bu vesileyle bereketlenen kazançlar nasip etsin.

İTO, TRAFİK ve ÖZÜR

Ticaret ve sanayi odalarının aidatlarını, harçlarını ve şirketlerin bu odalara üye olma zorunluluğunu eleştirdiğim bir paylaşımım milyonlarca insana ulaştı ve çok yankı buldu. Ben İstanbul Ticaret Odası üyesi olduğum için İTO özelinde yaptığım eleştiride iki hata yaptım.

Birincisi aidatın, bir önceki yılki cironun binde beşi oranında olduğunu yazmıştım. Düzeltiyorum, bir önceki yıla ait ticari bilanço kârının %0,5 (Binde beşi) oranında alınıyor.

İkincisi ve daha önemlisi şu. Paylaşımda İTO’nun esnafın, tüccarın bu zor döneminde çok daha önemli işler yapması gerekirken bu amaca hizmet etmeyen işler yaptığını beyanla İTO’da düzenlenen “TRAFİK GÜVENLİĞİ” panelini örnek göstermiştim.

Trafik kazalarında son 10 yılda 62.762 canımızı kaybettik. Bu konuyu önemsiz görmek hangi akıl sahibinin işi olabilir ki? Elbette ki paneli küçümsemek ve önemsizleştirmek asla niyetim değildi. Ama özellikle bazı konuşmacıları gücendirmişim. Keşke bu panel şehirlerin en büyük salonlarında düzenlense ve o şehrin tüm halkı gelip dinlese, o kadar önemli. Ama herkesin işini yapması gerekirken, emniyetin, valiliklerin, belediyelerin yapması gerekirken İTO’nun yapmasına bir eleştiriydi.

Paylaşımı kasten hedefinden şaşırtıp konuşmacılar Dr. Salih Sami Atılgan, Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, Doç. Dr. Selim Dündar, Özer Mollamehmetoğlu, Yasemin Usta ve Kemal Atılman’a haksız ve yakışıksız ithamlarda bulunanlar olmuş. Örnek vereyim derken hedef göstermiş oldum. Özür diliyorum.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR