Kaydet
a- | +A

Bilmem "iman turizmi" sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Görünürde metafizik yorumlara kapalı liberal toplumun inanç ihtiyacından mı ileri geliyor, yoksa bu toplumların zihnî konforuna kapılmış efendilerin, tarih sonrası vadedilen cenneti bulamadıklarından mı? "İman turizmi" bizim Hac ve Umre gibi tevhîd inancına dayanmıyor. Ama yine de bastırılmış metafizik bir özlemden kaynaklandığını söyleyebiliriz.. Bu bir tesbit; yanılmış olabilirim..

"Yeryüzü cenneti" vaadleri Marks da Komünist Manifestosu''yla Hegel''in tarih sonrası cennetini vadediyordu, Hitler ve Musolini''nin nazizm ve faşizm çağrıları da.. Hepsi de tarihin sonuna yaklaştığımız, metafizik düşüncelerden yoksun bir yeryüzü cenneti iddiasındaydı. Olmadı, olamazdı; çünkü bu cennet satıcılarından hiçbiri vahye inanç ihtiyacını kaale almıyordu. Bir öteki dünya tasavvufuna yabancıydılar..

Tarihin sonu tabiriyle şunu kastediyorlardı: "Bizim medeniyetimizde öyle bir refah ve özgürlük ve eşitlik devri gelecek ki, toplumlar arasında hiçbir ihtilaf ve fark kalmayacak, kavgalar sona erecek, tezatlar, çelişkiler "dünya cenneti"nin sularında eriyecek ve böylece kaydedilecek bir hâdise bulamayacağı için tarih de sona erecek..." Breh, breh, breh.. Günümüzün liberal demokratları da bu cenneti satıyor, sosyal demokratları da.. Tabii bu arada eski Maocu, sonradan liberal Gülay hanımın "genetik cenneti"ni de (!) unutmamak lazım.. O da "Genom" projesi ile eşitliğin, âdil paylaşımın ve ölümsüzlüğün gerçekleşeceğine inanıyor.. Nerede mi? Tarihi sona erdirecek liberal bir demokrasi ikliminde.. Bütün bu hayalciler, George Orwell''in bu yalanı açığa vuran sözlerini duymazlıktan geliyorlardı. "İnsanlar eşittir, ama bazıları daha da eşittir..." Amerika ve Avrupa toplumlarının bir kısmı dünya nimetlerini "daha da eşit" bir yöntemle (!) paylaşırlarken, üçüncü dünya insanı çöp tenekelerinde barınıyordu..

Malımızı bize satmak istiyorlar Buna rağmen yine de homurdayan Hıristiyan âleminin inanç ihtiyaçlarını karşılamak için "İman turizmi" kabilinden uydurma tavizler vereceklerdi, daha doğrusu vermek ihtiyacını duyacaklardı.. Batı dünyası bugün yediden yetmişe liberal demokrasi cennetine (!) koşuyor.. Bunun yolları da akl-ı evvellere göre Avrupa Birliği''nden, Amerika''dan geçiyor.. Neden mi, çünkü onlar bu kayıp cenneti kendileri bulmuş gibi tavır alıyorlar.. Oysa onların kayıp cennet dediği, bizim "saadet devri" olarak gördüğümüz o âdil, o insan haklarının tıpa tıp uygulandığı, devir asıl bizim yitiğimizdir. Bizim malımızı şimdi bize satmaya kalkıyorlar. Onlar bu koşuyu yarılamışken bizim de kendilerine koşmamızı istiyorlar.. Oysa biz kendimize koşmak ihtiyacındayız, onlara değil... Vaktiyle kendi inanç dünyamızda bulduğumuz o değerleri, "İnanç turizmi" ile karşılama ihtiyacımız yok.. Bizim kalp gözümüzün eseridir o değerler...

Kendimize koşalım yeter İnsan sadece dik yürüyen, yiyen içen ve çiftleşen bir varlık değil ki.. Ruhsal davranışları, nefsâniyeti olan tecrid soyutlama kabiliyeti bulunan bir varlık.. Siz bu varlığı inançsız bir dünyanın turistik iman kalıntılarıyla yıkmaya kalkarsanız kalp gözlerini açamazsınız. Sonunda siz de kendinizi Üçüncü dünyanın çöplüğünde bulursunuz, ama 50 sene, ama yüz sene sonra, ne fark eder ki..

Demek istediğimiz o ki, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve hürriyet ve demokrasiye kavuşmak için Batı dünyası''na, Avrupa Birliği''ne koşmamıza lüzum yok.. Bunlar bizim bir kısım kaybolmuş değerlerimiz... Kendimize koşalım yeter.. Kaldı ki artı değerlerimiz de var...