Kaydet
a- | +A

Bir derin devletin varlığına inanmasanız bile, bir "derin dünya"nın varlığı açık ve kesin.. Uluslararası arenada yaşanan soğuk ve sıcak savaşların, ekonomik çevreleri sarsan çıkarların ve bölge politikalarında sahneye konan senaryoların perde arkasında hep bu "derin dünya" var.. Derin devletler de bu "derin dünya"nın oyuncakları.. "Derin dünya"nın nerelere kadar uzandığını, nasıl çalıştığını kolay kolay çözemeyiz, uzun ve yorucu analizler gerektirir.. Bir de uzun zamana ihtiyaç var.. Dipsiz bir kuyudur "derin dünya". Uluslararası arenada zaman zaman anlamadığımız veya kısmen anladığımız öyle hadiseler cereyan eder ki, parçalarını biraraya getiremezsiniz. "Derin dünya" kendisini Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde gösterdi.. Zaten Avrupa Birliği maceramızın her döneminde "derin dünya" kendisini hissettiriyordu..

İnce hesaplar Hele bu Avrupa Birliği''nin 1997''de bizi dışlayıp da iki yıl sonra kucaklamasını, hemen bizi adaylığa kabul etmesini bugün bile anlamış değiliz.. İki yılda ne değişti ki, Avrupa Birliği bizi böyle dört elle kucaklamaya kalktı.. Avrupa Birliği "hatasını anladığı" gibilerden yorumlarla işi geçiştirmek kolay.. Aslında Avrupa Birliği dün de bizi istemiyordu, bugün de.. Ama orada neler oluyordu onu bilmiyoruz. "Derin dünya"nın elindeki enstrümanlar öyle ince hesaplarla kuruluyor ki, bizim aradaki bilmeceleri çözmemiz imkansızlaşıyor.. Kaldı ki "derin dünya" bir yandan Türkiye''ye selâm çakarken, öbür yandan Avrupa Birliği için aynı Türkiye''yi dışlayan yeni bir savunma sistemi tasarlıyor.. "Derin dünya" şu son haftalarda Türkiye-İran-İsrail eksenli bir senaryo uydurdu: Türkiye Ortadoğu''da İsrail ile birlikte hareket etmeli, İran ile münâsebetlerini sınırlamalı. Bir de baktık ki bir "umut operasyonu"yla Uğur Mumcu''nun katilleri yakalanmış.. Katiller şakır şukur ötüyorlardı.. İran''lı iki ajan bu katilleri kiralamış ve Mumcu''nun arabasına bombayı koymuşlardı.. Bir kısım medya "Mumcu''nun katilleri bulundu" diye sevinç çığlıkları atıyor, bir taraftan da İran''ın Türkiye''ye karşı uyguladığı bu hasmâne tutumu lanetliyordu.. İran ile aramız öyle açıldı ki, Cumhurbaşkanımız bile Tahran''a yapacağı ziyâreti iptal etmek zorunda kaldı.. Ortaya atılan bu itirafçılar yüzünden Türkiye ayağa kalkmış, Başbakan, İçişleri Bakanı ve yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Cumhurbaşkanımız da aldatılmıştı.. Fakat asıl aldatılan bir kısım medya olmuştu. Medyamızın toplu halde bazı yalanlara âlet edildiği ilk defa olmuyordu ama bu seferki basın tarihine geçecek kadar, hatta iletişim fakültelerinde ders olarak okutulacak kadar önemliydi.. Bu sonuç, Türkiye ile İsrail''i birbirine daha fazla yaklaştırıyordu.. Galiba "derin dünya"nın görünürde istediği buydu.. Ama işin başka görünmeyen boyutları da vardı.. Şimdilik bizim göremediğimiz boyutları.. İran-Irak savaşı hâlâ anlaşılmış değil.. 10 yıl süren bu savaşın gerçek sebepleri tarihin tozlu raflarına kaldırılmış gibi.. Ne zaman açıklanır, ne zaman gerçekler ortaya çıkar, belli değil..

Körfez krizi Saddam''ın Kuveyt''i işgalinden beş gün sonra Bağdat''a kadar püskürtülüşünün esrarını çözen çıkmadı.. Ama 10 yıl sonra anlıyoruz ki, "derin dünya" petrol vanalarını elinde tutmak için bilmediğimiz senaryolar kurmuş, körfeze yerleşmiş, oralardaki Arap monarşilerinin servetlerini ipotek altına almış.. Müttefik Kuvvetler Kumandanı Swartskop''un Bağdat''ı işgaline 180 km. kala durduruluşunu aradan 10 yıl geçtiği halde yine de pek anlamış değiliz.. Gerçi İngiltere Kraliçesinin Amerika gezisinde General Swartskop''u evinde ziyaret edişi bazı ipuçlarını ele veriyorsa da, "derin dünya"nın buradaki rolünü yine de tam anlamıyla çıkarabilmiş değiliz.. Derin dünya.. Derin dünya.. "Derin Dünya", az gelişmiş ülkelerin şeytanıdır..