Kosova''ya bir birlik gönderecektik. Hâlâ bu birliği gönderebilmiş değiliz.. Ama şu günlerde gönderebileceğimizi söylüyorlar..
Peki neden bu kadar geciktik, neden müttefik NATO ülkeleri Fransası, İngilteresi, Almanyası ve İtalyası binlerce asker gönderirken biz kenarda kaldık..
Çünkü onlar hazırlıklıydı.. Daha barış müzakereleri başlamadan böyle bir sonuç çıkacağını önceden düşündükleri için hazırlıklarını yapmışlardı..
Hatta Rusya bile onlardan daha hazırlıklıymış ki, hepsinden önce Kosova''ya girip Priştine Havaalanı gibi stratejik bir konuma girdi.. Hem de 200 askeriyle..
İnsan şaşırıyor, acaba NATO''nun Kosova''ya yerleşme kararından bizi son gün mü haberdar ettiler? Onun için mi biz habersiz yakalandık..
Acaba NATO ve Rusya, barış anlaşmaları görüşülürken Kosova''ya asker çıkarmanın
Türkiye''ye birkaç gün gecikmeyle bildirilmesi şartı mı konuldu?
İster öyle olsun ister böyle, Kosova meselesinde Türkiye''nin prestijiyle oynanmıştır.. Türkiye bir yana itilmiştir.
Ama galiba, biz de bunu hak ediyoruz..
Devlet olarak öngörüden yoksun politikalarla uğraştığımız için bu hallere düşüyoruz..
Uluslararası münasebetlerimizde inisiyatif hiçbir zaman bizim tasarrufumuzda olmuyor.. Her konuda, hatta bizi ilgilendiren önemli konularda bile bir müşahit, bir gözlemci gibi masaya oturuyoruz.. Alınan kararlarda belki imzamız bulunuyor ama, bu kararların önceden bize telkin edildiğini sonradan sezinliyoruz.. Tabii bu kararlar bizden önce bizden gizli alınmamışsa..
Bakın Ruslar''ın şu işine! Türkler''in üçbeş uçakla göndereceği bin kişilik bir birliğe mani olmak için Priştine Havaalanını muhasara altına alıyor.. Bir taraftan da Bulgaristan''a dönüp, "Madem ki benim birliklerimin geçmesine müsaade etmedin, Türkler''in birliklerine de müsaade etmeyeceksin" gibilerden göz dağı veriyor..
Nitekim Bulgaristan hâlâ bizim birliklerimizin kendi topraklarından geçmesine müsaade etmedi..
Avrupa üyeliğinden neredeyse vazgeçtik, ama NATO''ya yine de güveniyorduk..Orada olsun bize açıkça kazık atmıyacaklarına inanıyorduk.. Bilmiyorduk ki NATO dediğimiz ülkelerin çoğu Avrupa Birliği üyelerinden oluşuyordu..
NATO''nun Avrupa''daki üyeleri ve Rusya Kosova''ya girerken Türk ve Arnavutlar''ın ellerindeki Türk bayrağıyla gösterdikleri heyecan ve coşku
ekranlarımıza nasıl da yansıdı..
Ah benim Türkiyem ah!
Sırası gelince Adriyadik''ten Çin denizine kadar uzanan muhteşem bir Türk dünyasından bahsediyoruz.. Ama görüyorsunuz ki Balkanlardaki mirasımıza sahip çıkamıyoruz..
Dua ediyorum, olup bitenleri ters anlamış olayım..
Ancak bugüne kadar uluslararası münasebetlerde gecikmiş taraf hep biz olduk, hep biz olduk..
Devlet olarak ileriye dönük simulatif projeler yapamadığımızı artık itiraf edelim..
Büyük devletler 10 yıl 20 yıl geleceklerini göz önüne seren simulasyonlar hazırlıyorlar..
Hiç unutmam, 1976''da Hürriyet Yayınlarında çıkan "Kriz 1979" adlı kitap, üç yıl sonra çıkacak olan İran-Irak savaşını anlatıyordu. Yazar''ın İsviçre''de görev yapan bir CIA ajanı olduğu söyleniyordu.. İster ajan olsun, ister bankacı, ama üç yıl sonraki bir savaşı önceden görmüş olması ve bu savaşı detaylarıyla anlatması şaşırtıcı bir şeydi..
Tabii bizim için şaşırtıcıydı.. Yoksa Amerikan dışişleri bu gibi çalışmaları Rand Corparatoin gibi stratejik araştırma kurumlarına ısmarlıyor ve dünya politikalarında öncelik kazanıyordu..

