Kaydet
a- | +A

Geçen hafta Cine 5 ve Show kanallarında iki tartışma programı vardı: Birincisi Fatih Altaylı''nın yolsuzluklarla ilgili programıydı; ikincisi ise Rehâ Muhtar''ın Show''da "Ateş Hattı" adıyla sunduğu ilginç programdı.. Altaylı''nın programına, Odalar Birliği''nden, iş çevrelerinden ve milletvekillerinden bazı davetliler katılmıştı.. Bu davetliler konu etrafındaki görüşlerini sunacak, bu arada seyirci olarak katılanlar da düşüncelerini bildirecek ve gerekirse soru sorabilecekti.. Davetliler arasında konuşmacı olarak Nazlı Ilıcak Hanımefendi de bulunuyordu.. Nazlı Hanım''ın, konuşmasının daha ilk bölümünde programa katılanlar arasından birkaç gencin sataşmalarına maruz kalması, konuyla ilgisi olmadığı halde söz kesmeleri, çirkin bir tabloydu.. Genç konuşmacılar, daha doğrusu sataşmacılar işi o derece ilerlettiler ki, Nazlı Hanım''ın kendi deyimiyle "yargısız infaz" haline getirdiler.. Fatih Bey bu azılı seyircilerin sataşmalarına ne kadar engel olmak istediyse de pek başarılı oldu sayılamaz.. Yargısız infaz devam etti.. Yine aynı kafadaki gençlerden bir grup, Reha Muhtar''ın "Ateş Hattı" programına getirilmişti.. Muhtar''ın programında Mehmet Barlas ile Emin Çölaşan karşılıklı tartışacaklar ve hazır bulunan seyircilerin sorularını cevaplayacaklardı.. Ancak Emin Çölaşan bu tartışmalı toplantıdan çekilince Mehmet Barlas kendisini tek başına bir arenanın ortasında buldu.. Glatyatörler kurban istiyordu.. Aydınlık grubundan birkaç genç iş başındaydı..

Boşa geçen zaman Barlas Bey de tıpkı Nazlı Hanım gibi ön yargılı birkaç gencin hücumuna maruz kalmıştı.. Bu gençler soru sormuyor, Barlas''ı sorguluyor, sorgulamakla da kalmıyor, suçluyorlardı da.. Üniversitelerimizde okuyan bu gençlerin tutarsız konuşmaları, çarpık düşünce tarzları, zihnî soyutlama becerisinden yoksun kafa yapıları sanırım bütün seyircilerin dikkatini çekmiştir.. İkide bir konu dışına çıkmaları, Barlas''ı suçlamaları şaşırtıcıydı, hazîn bir gösteriydi... İşin bir başka hazîn tarafı da daha çok bu gençlere söz veriliyor olmasıydı.. Kamera arkası yapımcılar, dışarıdan katılacak seyircileri seçerken çok dikkat etmeleri gerekiyor.. Bana öyle geliyor ki, tartışmayı canlı ve kanlı tutmak için oturuma katılanların savundukları fikirlere aşırı ve ters görüşlü gençler seçiliyor.. Bunlar kamuoyunda tutunmayan marjinal fikirleri temsil etseler bile, çağırılıyor ve ortalığı kızıştırmak için daha çok bunlara söz veriliyor.. Bu yüzden ekran başındaki yüzbinlerce insan boşuna vakit harcamış oluyor.. Bunları neden yazdım: Her an her yerde ve her vesileyle bu kafalarla karşılaşıyor ve kahroluyoruz da ondan.. Geri kalmışlığımızın sebebini başka yerlerde arayanlar için yazdım.. Sanırım öğretim ve eğitimimizde bir sakatlık var.. Temelde, sloganlar, ön yargılar ve klişe kavramlar üzerine kurulu düşünce sistemiyle yetişiyor bu gençlerimiz.. Felsefesiz, mantıksız ve metafizik kavramlara yabancı bir öğretim sisteminden ne bekleyebilirsiniz ki..

Bozuk plak gibi Çoğu gençlerimiz kapalı devre düşünce sistematiğinin çarkları arasında sıkışıp kalıyor; bu yüzden ilerici ve aydın geçinen bu marjinal kadrolar, ufuksuzluktan, vizyonsuzluktan doğru değer yargılarına varamıyor; hep aynı bozuk plak gibi kendilerini tekrarlamaktan kurtulamıyorlar.. Kafa yapımız daha ilkokul sıralarından itibaren duvarlarla örülüyor, yaklaşımlarımızla kararlarımızla, yargılarımızla sık sık tutarsızlıklara düşüyoruz.. Beynimizdeki kompartımanlar kendi aralarında iletişim kuramaz oluyor, birbirinden kopuk, birbirinden habersiz çarpık sinyaller veriyorlar.. Zihnimiz kalıpçı kavramlarla doldurulmuş ve otomasyona bağlanmış gibi.. Bu yüzden ideolojilere bağlanmak kolayımıza geliyor.. Merhum Cemil Meriç "ideolojiler yobaz yetiştirir" derken meğer ne kadar haklıymış..

Bu kafalarda Kartezyen mantık, doğru düşünme sanatı, tartışma yöntemi, uzlaşma yeteneği (evet uzlaşma da bir yetenektir) hak getire.. Tabular çarpışıyor bu kafalarda, komiserler dolaşıyor.. Mükemmel bir sansür mekanizması oluşmuş; ısmarlama düşünce kalıpları saldırıya geçiyor, tartışma ortamı kayboluyor.. En basit bir tartışmada klişe sözler, mantık dışı sloganlar, azılı ön yargılar ve hazır düşünce kalıpları devreye giriyor, saf akıl korkudan sığınacak yer arıyor.. Bilmem çok mu karanlık bir tablo oldu? Ama gerçek bu.. Einstein, "bir ön yargıyı yoketmek, bir atomu parçalamaktan daha zordur" diyordu; meğer ne kadar haklıymış..