Korkularla yaşayan bir ülke olduk.. Kendimizi hep tehlikede görüyoruz.. Tehlikesiz bir anımız yok.. Korkulu yaşama hali bizde neredeyse bir alışkanlık, bir ihtiyaç haline gelmiş.. İkiyüz yıllık Avrupa hayranlığımız şu sıralarda yerini korkulu rüyalara bıraktı.. Sanırsınız ki Mütareke devrinde yaşıyoruz, yeni Sevrler gelecek başımıza.. Avrupa Birliği bizi yutacak sloganı bugünlerde pek revaçta.. Korkuyoruz: Ya Avrupa Birliği bizi yutarsa.. Asıl onlar bizden korkuyorlardı; bizi içlerine almak istemiyorlardı.. Yıllarca "bizi de alın" diye yalvarıp durduk.. Nihâyet bizi almaya kalkınca onların korkusu bize geçti..
Gariplikler ülkesi Aslında biz yalnız Avrupa Birliği''nden değil, herşeyden korkuyoruz..Meselâ kadınlarımızın başörtüsünden korkuyoruz.. Başörtülü gençlerimizin okumalarından korkuyoruz. Üniversitelere girmelerinden, sokakta yürümelerinden ve daha birçok şeylerden korkuyoruz.. Bunlar oldukça, bunlar aramızda göründükçe büyük tehlikelerin tehdidi altında yaşıyoruz gibi geliyor bize (!) Kitaplardan, romanlardan korkuyoruz.. Şiirden ve özellikle rubaîlerden ve rufailerden korkuyoruz.. Şarkılardan, ezgilerden... Vaktiyle komünizm, faşizm geliyor, irtica geliyor diye korkuyorduk; şimdilerde demokrasi, özgürlük geliyor diye korkuyoruz.. Demokrasinin tehlike olarak görüldüğü ilk ülke değiliz ama yine de korkuyoruz işte.. Sizin anlayacağınız büyük tehlikeler ve tehditler altındayız..
Sonu gelmiyor Kopenhag kriterleri diyorlar, ödümüz kopuyor.. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, falan filan gibi netameli şeyler fısıldıyorlar elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor.. Korkuların kol gezdiği bir ülke haline geldik.. Geçmişimizden de korkuyoruz, geleceğimizden de.. Tarihten de korkuyoruz, tarihsizlikten de.. İnsan çağdaşlaşmaktan korkar mı hiç; biz korkuyoruz işte.. Globalleşmeden de korkuyoruz, İran''daki Humeyni rejiminden de.. Serbest ekonomi de başımızda büyük bir tehlike.. Sonra Özal fobisi var bizde.. Bu korku hiç eksik olmadı bizim aydınlarımızda.. Ya bir Özal daha gelir de o meşhur dört eğilimi biraraya getirirse halimiz nice olur.. Tehlikelerin sonu gelmiyor bizde.. Komşularımızdan korkuyoruz, hepsi bize düşman.. Avrupa''daki işçilerimizin biriktirdiği sermâyeden korkuyoruz.. Mütedeyyin insanlarımızın zenginliğinden, büyük işler kurmalarından korkuyoruz.. Tehlikeler hep peşisıra geliyor.. Tehlikeli bir adam geldi geçen hafta.. Adı da bir tuhaf: Verheugen gibi bir şey.. Söylediklerini duydukça hafakanlar bastı.. Birkaç gün Ankara''da dolaşıp durdu.. Tehlikeli konuşmalarıyla bize korkulu rüyalar yaşattı.. Adam meğer Avrupa Birliği''nin elçisiymiş.. Neyse, fazla kalmadan gitti de rahat bir nefes aldık..
Kendinden korkanlar Laf olsun diye "rahat bir nefes aldık" diyoruz.. Oysa korkusuz bir nefes aldığımız yok.. Ben öyle insanlar tanıyorum ki, Süleyman Demirel''in yeniden geleceğinden, politikaya döneceğinden korkuyorlar.. Rahşan Hanım''dan korkanlar biliyorum ben.. Kendisinden korkanlar var bu ülkede.. Trafikten korkmayan varsa lütfen parmak kaldırsın.. Daha neler neler.. "Yahu biraz da Allah''tan korksak", diyoruz, dinleyen yok.. Dinlesek bir anda "tehlike ve korku" diye birşey kalmayacak..

