Kaydet
a- | +A

Eski mülkî idare sistemimizde Kaymakamlıkla vâlilik arasında "mutasarrıflık" dedikleri bir yönetim mevkii vardı.. Bu makamda bulunanlara da "mutasarrıf" denilirdi..

Osmanlı Türkçesi''nde "sarf" kökünden gelme bir kelimedir "Tasarruf".

"Tasarruf" kelimesi, bugün tutumluluk anlamına kullanılıyor..Oysa asıl anlamı "kullanmak", "idare etmek", "geçmişiyle düşünmek" ve "yürütmeyi üstlenmek" kelimelerini kapsar..

Rahmetli Ahmet Tanpınar, "Bir şeyi mazisiyle tasarruf edemiyorsanız, taklitten, taklitçilikten kurtulamazsınız" derdi.. Tanpınar "Tasarruf" kelimesini burada düşünmek anlamına kullanmıştır..

Demek istiyordu ki, toplum için, san''at, fikir, yönetim ve sosyal hayatımızda bir yenilik, bir atılım düşünüyorsanız, o alanda geçmişte neler yapılmış, neler söylenmiş onları da dikkate almalısınız. Biraz târih bilinciniz olmalı. Örf ve âdetlere, geleneklere de dikkat edeceksiniz ki, tasarrufunuzda bulunan Kaymakamlık, mutasarrıflık ve vâlilik makamında köklü atılımlar, güzel ve doğru kararlar alabilesiniz.

Mülkî âmirlerin bulundukları makamın hakkını verebilmek için, bölgelerinde yaşayan vatandaşlarının örf ve âdetlerine, inanç dünyalarına ters düşen kararlarla tasarruf etmemeleri için, çok dikkatli olmaları gerekiyor.. Yoksa taklitten, taklitçilikten ve isâbetsiz kararlardan kurtulamazlar.

Bu kadar uzun bir giriş yapmamın sebebi bazı vâlilerimizin ve kaymakamlarımızın çoğumuzu rahatsız eden tasarrufları olmuştur.. Resmî icraatın dışında, her vâlinin tasarrufunda olan bazı yetki tercihleri var.. Bu tercihlerini Ankara''dan esen rüzgarlara değil de, halkın inanç ve etik değerlerine göre yapsalar kimsenin bir diyeceği olmayacak.. Ancak bazen öyle icraat sergiliyorlar ki, halkımıza ters düşüyorlar..

Vâlilerimizin ve kaymakamlarımızın, daha doğrusu bütün mülkî amirlerimizin ortaya koydukları tasarruflarda çok dikkatli çok hassas davranmaları, "mutasarrıf" gibi düşünmeleri gerekir.

Sözgelimi bir vâli veya bir kaymakam kendi vilâyet veya kasabası dahilinde yolsuzluklardan, rüşvet ve kaçakçılıklardan mutlaka haberdar olmalı.. Emrindeki emniyet ve zabıta kuvvetlerini bu istikamette çalıştırmaya dikkat etmelidir..

Halkın inanç ve ibâdetlerine kesinkes karışmamalıdır. Yakoben bir üslûpla kendi halkına baskıcı ve dayatmacı tavırlara girmemelidir.

Şunu iyi bilmeliyiz ki, geçmiş bizim sebebimizdir.. O sebebe dayanmayan, o sebepten kopuk herşey yozlaşmaya mahkûmdur.. Taklîd olarak kalır ve kurtulamaz, mukallid durumuna düşersiniz.. Yöneticilerin bu hususa son derece dikkat etmeleri gerekir.. Mazisiyle barışmamış, geçmiş kültür birikimiyle bağlarını koparmış her teşebbüs, her yenilik dejenere olmaya mahkumdur..

Büyük bir ekonomist olabilirsiniz; dehâ derecesinde bir bürokrat, yönetici ve politikacı olabilirsiniz, ama eğer içinde yaşadığınız toplumun nabzını tutamıyorsanız, o insanların mukaddeslerine yabancı kalıyorsanız ağzınızla kuş tutsanız başarılı olamazsınız..

Merâsimler karşılamalar ve eğik duruşlar abartıldığı zaman halktan kopuk, halkın üstünde ve halka yabancı bir manzara çıkıyor ortaya... Eğer bunlar devlete saygı duyulması için yapılıyorsa yanılıyoruz demektir.. Bunlar halka korku salıyor, sevgisizlik doğuruyor..

Mülkî âmirler bu konuya çok çok dikkat etmelidirler..