Geleceği sorgulayalım diyorlar.. Dünü sorgulamadan gelecek sorgulanabilir mi? Keşki sorgulanabilseydi.. Eğer geleceği sorgulayabilseydik, dünya sütliman olur, "târih" de bir daha geri dönmemek üzere yeryüzüne vedâ ederdi.. Târihin sonu olurdu, târih kalmazdı.. Şiirin dünyasına, şâirlerin öteler ötesi boyutsuz ve zamansız hayallerine azıcık da olsa erişebilenler, belki geleceği sorgulayabilirler ama, yine de eşya ve olayları mâzisiyle tasarruf edemezler, mutlak doğruyu bulamazlar.. Doğrudur; inanan şâirler geleceği sezen insanlardır..Geleceği füturistler gibi sebep-sonuç, illiyet bağlarıyla değil, sebepsiz ve sonuçsuz bir sezgi, bir ruh tırmanışı ile çözerler.. Geleceği asıl sorgulayanlar onlardır..Dehâ çapında bir şâiri çözebilirseniz, kelimelerin ruhunda mısraların derinliklerinde geleceğe ait parıltılarla buluşursunuz.. Ne var ki, bütün dehâlar, o geleceği üstü kapalı da olsa haber verirken siz, yine de onların eserlerinde mazinin asîl yüzü ile karşılaşırsınız.. Zamanı tersine çevirmedikçe geleceği sorgulayamazsınız... Geleceğe uzanamazsınız.. Mutasavvıflar ve metafizik ürpertilerle yaşayan şairler zamanı tersine çeviren dehâlardır.
Umut, gelecekten beklentilerimizdir..İyimsersek, güzel şeyleri bekleriz; değilsek kötü şeyleri... Kimi insan mazisiyle, kimi de geleceğiyle yaşar..Ancak ikisinin ortasında yaşayanlar da var. En güzeli de her an geleceğin eşiğinde olmak..Mazisinden kaçan, geleceğinden korkan insanlardan olmayın.."Kökü mazide olan bir âti" olun... Kadere inanmayanlara inanmayın, kader başımıza gelen herşeydir; başınıza geleceklerden nasıl kaçabilirsiniz ki..Bir genetik cennet (!) bekliyorsanız, bir genetik cehenneme de hazırlıklı olun.. Çünkü inançsızlık kendini aşamayan insanların dramıdır.. En büyük kumar zamanla oynamaktır..Geçmişle de öyle, gelecekle de..İnanmamak budalalığa çağrıdır..İsteyene o özgürlük de verilmiştir..Zamanı boşuna harcayanlar da aynı budalalardır.. Zaman Yüce Allah''ın bu dünyada insanoğluna lütfettiği bir nimettir. Ona gözümüzün nuru gibi bakmamız gerekir.. Zaman, görünmeyen zihnimizin görünen tılsımıdır.. Cennet ise, insanın zamansızlaştırıldığı yerdir. Sigmund Freud bilinç altını keşfe çıkmıştı; nerede kaldı bilmiyoruz.. Carl Gustav Jung ise, bilinç dışı alanlara yöneldi; o da arketiplere saplandı; binlerce yıl öncemizi belirlediği sanılan dipsiz kuyularda kaldı..İkisinin de derdi, geleceği sorgulamaktı.. Gayba inanacağız elbette..Ama onu aramaktan da vazgeçmeyeceğiz; insanlık tarihi, gaybdan gelen Kitab''a borçlu herşeyini.. Aklın dışında da bir bilgi alanı olduğunu artık ateistler de kabul ediyor; deistler de, monistler de..Vahiy gerçeğini kabul etmeseler de, sonuçta parapsikolojiye sığınmaktan kendilerini kurtaramıyorlar.. "En koyu dinsiz bile bir din ihtiyacındadır" derdi rahmetli Nurettin Topçu..Dinsizler de en azından dinsizliğe inanırlar; başka bir şeye inanmasalar da.. Nerede kalmıştık? Geleceği sorgulayalım diyorduk.. Biz sorgulayamazsak bile, yeni nesiller Türk ve İslam dünyasını geleceğe taşımak için sorgulayacaklardır. Geleceğimiz için geleceği sorgulayacaklar. Biz zaten sorgulayamazdık; çünkü bizler kendimizi mâzimizle duruşma halinde bulduk.. Geleceğe bakacak fırsatımız olmadı.. Duruşmalar devam ediyor, aziz hocam!

