''İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın'' sözü Şeyh Edebali''nindir.. "Her insan küçük bir devlettir" sözü de İbni Haldun''un.. Her iki mütefekkirimiz de insanla devleti birarada düşünüyorlar.. İnsansız devlet, devletsiz insan olamaz... Olur, ama ancak göçebe kavimlerde olduğu gibi devletsiz; Libya ve Irak''ta olduğu gibi insansız, insanı dışlayan ceberut devletler gibi.. Devlet önce insanı düşünecek ki, devlet, devlet olabilsin.. İnsan her zaman ön planda.. Devletin olmazsa olmaz şartı.. Biz hep devleti ön planda tuttuk. Devleti insanla barıştıramadık. İnsanla barışık devlettir ki, ona "devlet-i ebed müddet" diyoruz.. Çok şükür ki, şimdilerde devletin insan için var olduğu düşüncesi yavaş da olsa toplumun her kesiminde destek görüyor.. Yeniden yapılanma, değişme arzu ve kararlılığımız bu gelişimden ileri geliyor.. Türkiye''yi Avrupa Birliği üyeliğine zorlayan sebeplerin başında da bu kararlılık yatıyor. İnsan haklarının devletçe eksiksiz uygulanması. İnsanı ikinci plana atan devletler zamanla bir grup bürokratın elinde kalıyor ve bu bürokratlar kendi çıkarları için devleti kullanıyorlar. İnsanları bürokratik devlet mahkumu haline getiren görünmez bir belâdır bu.. Edebali''nin, "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" sözü bu konudaki bütün hikmeti ifade ediyor.. Kabile şatlarından kurtulmuş her insan ve insan topluluğu devlet idaresinin şemsiyesi altında yaşamaya hak kazanır.. Devlet, hukuk devleti, yöneticiler de âdil olacak..
İbretlik unsurlar Ekopol dergisinde okudum: Ebu Necip Suhreverdî 12. yüzyılın ortalarında Selahaddin Eyyûbî''ye sunduğu Nehcü''s-Sülûk Fi Siyâset-il Mülûk (*) başlıklı siyâsetnâmesinde devlet başkanlarının ve yöneticilerin yönetim ve siyasette Yüce Allah''ın yarattığı tabiatın 8 unsurundan ders almalarını öğütlüyor: Yağmur, güneş, ay, rüzgar, ateş, su, yeryüzü, ölüm.. 1) Yağmur: Yılda dört ay yağıp bitkiler âlemine yetecek kadar gıda verip gelişmelerine yardımcı olduğu gibi, devlet başkanlarının da kendi halkına, mevkilerine göre bir yılda onların geçimini sağlayacak kadar ücret vermeli.. 2) Güneş: Yılda 8 ay boyunca sıcaklığını sürdürüp, yeryüzünde bulunan nem ve ıslaklığı çektiği gibi, devlet başkanı da 8 ay boyunca millet fertlerinin devlete ödemek zorunda olduğu vergi ve diğer gelirleri tahsil etmeli. 3) Ay: Dolunay halindeki gecelerde ışığı cihana yayılıp nasıl ki uzak yakın insanların çoğu onun ışığıyla aydınlanıyorsa, devlet başkanı da yüce meclislerinde parlak nur şulelerini yaymakla, uzak yakın herkese ışığını saçmalı, adâlet kemerinin ışıklarını sırf seçkinlere değil o ay gibi cömert ve feyizli ışıklarını -adalet ve keremini- her zümreye yaymalı, hiç kimseyi adâlet "kamer"inin berrak aydınlığından yoksun bırakmamalı.. 4) Rüzgar: Esintisiyle cihanın hiçbir bölgesini ihmal etmeyip, nasıl ki her tarafı tesiri altına alıyorsa, devlet başkanı da güzel tedbirleriyle, doğru ve güvenilir adamları (istihbarat servisi) vasıtasıyla bütün tebaanın vâli ve hâkimlerin, muhafız ve askerlerin, seçkin hizmetçilerin ve onların dost ve düşmanlarının hareket tarzları hakkında tam olarak bilgi edinmeli, bunlardan hiçbirini ihmal etmemeli.. 5) Ateş: Nasıl ki, ateş dikenleri vesair zararlı maddeleri yakıp yok ediyorsa, devlet başkanı da, milletin ve devletin huzurunu kaçıran şer ve fesat zümrelerini, bozguncuları kahr kılıcının ateşiyle yakıp gidermeli, düzenli hayat süren tebaayı isyankârların zararından kurtarmalı.. 6) Su: Yumuşaklık gösterenlere karşı yumuşak, şiddet ve sertlikle yolunu kesenlere kükreyip bendleri ağaçları köklediği gibi, devlet başkanı da kendisine itaatkâr ve devlete saygılı olanlara yumuşak davranmalı, sertlikle devlete karşı gelenlere de şiddet gösterip onları bir sel gibi silip süpürmeli.. 7) Yeryüzü: Yeryüzüne ne gömülse, ne yüklense, ne kadar ağır yükler bırakılsa taşıyıp tahammül ettiği gibi devlet başkanı da sırlarını gömmeli ve mukadderat gereği hadiselerin rüzgarıyla esip gelen nahoş gelişmelere tahammül etmeli. 8) Ölüm: Nasıl ki ölüm ansızın ortaya çıkar, dünyanın gelip geçici lezzetlerine dalmış olan gafilleri yakalar, üstelik ne rica ne rüşvet kabul ederek ruhlarını kabzedip aman vermezse, devlet başkanı da bozguncu ve düşmanları ansızın gaflette yakalamalı, kaçmalarına müsaade ve müsamaha göstermemeli. 8 yüzyıl önce devlet ve insan münasebetlerini bir yöneticinin yönetilenlere nasıl bakması gerektiğini öğütleyen anayasa gibi bir metin.. Bu da Moğol istilasına karşı İslam âleminin Magna Carta''sı.. ......... (*) Ekopol dergisi Nisan-Haziran sayısı)

