İnsanlar Cenâb-ı Hakk''ın kendilerine insan olmaları sıfatıyla ihsan ettiği birtakım ortak özelliklerden farklı olarak her biri ayrı özellikler taşıyan ilginç varlıklardır. Kimisinin ilmî araştırma ve tefekküre, kimisinin resim, edebiyat, mimarî vb. konuları kapsayan san''at etkinliklerine, bazılarının da ticaret ve tarıma yönelik çalışmalara yatkınlık ve yeteneği vardır. Bir anne ve babanın çocukları arasında bile çok farklı eğilim ve yönelişleri görmek bizi şaşırtmamalıdır. Önemli olan yetişme çağındaki çocukların ve gençlerin yetenek ve eğilimlerini erkence belirleyerek onları başarılı olacakları alanlara yönlendirmektir. Tabîî doğuştan getirilen bazı kabiliyetler kadar doğal ve sosyal çevrenin insanı şekillendiren önemli etkilerini de bu konuda gözardı etmemek gerekir. İnsanın doğduğu ve geliştiği tabîî ortam onu fizik ve beden yapısı bakımından ne kadar etkilerse, bulunduğu âile, akraba, konu komşu ilişkileri ve okul hayatı da onun ruh ve zekâ gelişimine yabana atılmayacak katkılar sağlar. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, medenî hayatın refah imkânları hangi boyutlara ulaşırsa ulaşsın, her insan kendi bilgi, uzmanlık veya ilgi alanı dışındaki konularda mutlaka aydınlatılmaya bilgilendirilmeye ihtiyaç duyacaktır. Kısacası maddî konfor ve yaşama kolaylıkları, insanın sözgelimi tartışmalı bilimsel ve sosyal konularda ve özellikle manevî mevzûlarda zihnini meşgûl eden problemlere ilgisiz ve kayıtsız kalmasının psikolojik sıkıntılarına çare ve çözüm olmamaktadır. İnsanlar, bilmediklerini öğrenmek için bazı şeyleri uzmanlarına sormak ve danışmak ihtiyacında ve zorundadır. Kur''ân-ı Kerîm''de bu gerçek çok açık bir emir sîgasıyla (kipiyle); "Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz" (el-Enbiyâ, 7) şeklinde bildirilmiştir. Nitekim tarih boyunca merak ve ihtiyaç sahipleri öğrenmek istedikleri konuların uzmanlarına doğrudan veya dolaylı ulaşmanın yollarını aramıştır. Bu fikrî ve bilimsel alışveriş, bilimsel gelişimin en önemli motivasyon kaynağı olmuştur. Günümüzde bireyleri bilim ve haber kaynaklarına ulaştıran kitle iletişim imkânları çok baş döndürücü bir ilerleme kaydettiğinden eski insanlara göre bugünkü kuşaklar çok daha çeşitli ve zengin bilgilenme imkânlarına sahip olmuşlardır. Gazete, dergi, magazin, radyo, televizyon derken bilgisayar yoluyla birdenbire gündeme giren internet haberleşmesi çok hızlı bir yolla şaşırtıcı sonuçların elde edilmesini sağlamıştır.
İLMİN KIYMETİNİ ALİMLER BİLİR Vaktiyle ilim ve fikir dünyasındaki çeşitli yeni verilerin alışverişi, bilim ve düşünce adamlarını bir araya getirecek bilimsel toplantı ve kongrelerle sınırlıydı. İslâm dünyasının doğudan batıya büyük ve geniş coğrafyası içinde Hac ve Umre ziyaretleri önemli bir ilmî buluşma alışveriş vesîlesi olmuştur. İlme âşık ve teşne (susamış) bilim adamlarının bazı ilim merkezlerine yaptıkları zahmetli seyahatleri de bu arada kaydetmek gerekir. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde medreseler, ilmî çalışmaların en verimli ve feyizli mekânlarıydı. Şimdiki üniversitelerde öğrenciye yönelik öğretim ve eğitim faaliyetleri yanında yüksek lisans ve doktora çalışmalarını da organize ve tedvîr eden akademik faaliyetler, bilimsel kongre ve yayınlar da bilgi alışverişi konusunda önemli etkinliklerdir. Çeşitli bilimsel konularda yıllarca araştırma yapmış, göz nûru dökmüş, zihin yormuş bilim adamlarının ilim mahfillerinde yapmaları gereken yüksek seviyedeki bilimsel tartışmaların radyo ve televizyon aracılığıyla kamuya intikali belki bazı yararlar sağlayabilir. Fakat insanların gönüllerini ve
kafalarını karıştıran hattâ bazı konularda onları ciddî panik ve tedirginlik havasına sokan tartışmaların fayda yerine zarar getirdiğini kimse inkâr edemez. Çok faydalı iletişim ve eğitim faaliyetleri gerçekleştiren modern iletişim araçlarının zaman zaman yanlış kullanıma âlet edildiğini gözardı edemeyiz. Deprem konusunda ekranlara taşınan, sadece ihtimallere ve yorumlara yönelik tartışmaların toplumdaki olumsuz etkileri herkesin malûmudur. Hele hiçbir ciddî dayanağı olmayan söylentilerin haber bültenlerine, talk-show vb. programlara taşınması, zaten gergin olan insanları daha da onulmaz korku ve tedirginliklere sürüklemektedir. Sözünü ettiğimiz bu kabil uygulama ve yayınlar, günlük hayatımızı karartan talihsizliklerdir. Ciddî ve inandırıcı müdahalelerle bu gibi yayınların toplum üzerindeki olumsuz etkileri bir dereceye kadar giderilebilir. Bir de iman ve vicdan dünyasını yakından ilgilendiren çok önemli dînî ve manevî konuları, hangi maksatla tartışma konusu yapıldığı anlaşılamayan programlarla dinleyici veya seyircilerin önüne koyan bazı yayıncılar var. Bunlar ehliyetsiz ve yetkisiz kimselerin sorumsuz ve gayri ciddî beyan ve
söylemlerine geniş yer ve imkân tanırken konuyu belli ölçüde de olsa aydınlatabilecek yetkili bilim adamlarına asgarî söz hakkını dahî çok görmektedirler.
TARTIŞMALARDA DAİMA SEVİYE GÖZETİLMELİDİR Bilgi ve görgü alışverişinde çok önemli bir araç olan radyo, televizyon ve bilgisayarın manevî ve ahlâkî sorumluluğun en önemli dayanağı olan âhıret inancını ortadan kaldırmaya yönelik reenkarnasyon senaryolarının propaganda zemini hâline getirilmesi gerçekten üzücüdür. Bilimsel münakaşa ve münâzaralarda gerçeğe ulaşabilmenin en güvenli yolu, taraflara eşit ve âdil savunma ve beyan hakkı vermek, objektif değerlendirme ortamını hiçbir zaman bozmamaktır. Bilimsel konular -hele insanların itikadî ve vicdanî hayatını da yakından ilgilendiriyorsa- safsata ve demagojiye kurban edilmemelidir. Yüce Allah''ın sevgili ve seçkin kulları Peygamberler (aleyhimüsselâm) fikrî ve ilmî tartışmalarda hasımlarının mugâlata ve aldatmacaya dayalı savunma stratejilerini demagojiye imkân tanımayan sağlam ve kişilikli bir tartışma yöntemiyle konuyu sonuca ulaştırmanın çok mükemmel örneklerini vermişlerdir. Kur''ân-ı Kerîm''de ve Hadîs-i Şerîfler''de bunun çeşitli misallerini bulabiliriz. Ne mutlu ilmî, ahlâkî ve vicdanî sorumluluk içinde insanımızın her türlü bilimsel ve manevî konuda bilgilendirilip olgunlaşmasına hizmet edenlere!

