Kaydet
a- | +A

''İnsan'' kelimesi yakınlık, sıcaklık ve sevgi anlamlarıyla iç içe olan üns ve ünsiyetle hem lafız hem de mânâ bakımından bir bütünlük ifade eder. İnsanın özellikle psikolojik tarafı hemcinsleriyle ünsiyet edebilecek, onlarla çok çabuk anlaşıp kaynaşabilecek bir karaktere sahiptir. İnsanlar, konuşma ve davranışlarıyla başkalarını etkilerken kendileri de diğer insanlardan etkilenmektedirler. Yeryüzündeki sayısız canlı varlıklardan hiçbiri aralarında insanların yekdiğerine te''sîr ettiği ölçüde etkili olmazlar. İnsanlarla bir arada bulunmak kişinin gönlünde bir yakınlık ve sıcaklık hâsıl ediyorsa bu, ünsiyetin sevgiye dönüştüğünü gösterir. Kendinize yakın hissettiğiniz kimseyi seversiniz. Onunla beraber bulunmaktan haz ve huzur duyarsınız. Bu sevginin herhangi bir maddî çıkar düşüncesiyle hiç ilgisi yoksa insanları gerçek anlamda birbiriyle kaynaştıran böyle sevgilerin tamamen manevî kaynaklı olduğunu itiraf etmek kaçınılmazdır. Hiçbir menfaat hesabıyla uzaktan yakından alâkası olmayan samimî, içten sevgilerin neden sürekli ve kalıcı olduğunu uzun uzadıya irdelemenin bir anlamı yoktur.

Gerçek ve bağlayıcı sevgi, temeli hasbîliğe dayanan, basit ve aşağılık düşüncelerle gölgelenmemiş pırıl pırıl bir duygu ve seziştir. Bu duyguyu insan, rûhunun derinliklerinde çok farklı ve anlatılması güç bir sezgiyle hisseder. Duygusal ve geçici maddî beklentilerden bütünüyle soyutlanmış öyle sevgiler vardır ki; bunlar, insanın gönlüne doyumsuz bir sevinç ve mutluluk verir. Olaylara katı bir maddeci determinist gözle bakanların hiçbir anlam veremedikleri bu tür sevgiler kaynağını Allah''a iman ve bağlılıktan alır.

Kalpten kalbe yol vardır Tasavvuf yolunun önde gelen isimlerinden İmâm-ı Kuşeyrî "Risâle"sinin giriş (dîbâce) bölümünde bu denli sevgilerin sadece mü''min gönüllere özgü olduğunu ifade ederek daha önce hiç karşılaşmamış, birbiriyle hiç münasebeti olmamış insanların aralarındaki bu akıl almaz sevgi ve kaynaşmayı "kalpten kalbe yol vardır" özdeyişinin dışında açıklayabilecek başka bir yol olduğunu sanmıyorum demektedir. Allah için sevenler, sevginin kişisel ve toplumsal hayattaki te''sîrinin ölçü ve boyutlarını meşrûiyet ve hakkaniyet sınırları içinde korumaya büyük özen gösterirler. Onlar, başkalarını zulüm ve haksızlığa uğratacak bir sevginin Allah katında makbul bir duygu olmadığını bildiklerinden sevdikleri kişi ve nesneler konusunda adalet ve insaf ölçülerini hiç gözden uzak tutmazlar. Onlar, sözgelimi alkol ve uyuşturucu bağımlıları gibi şuursuz ve kör tutkuların esiri değil ciddiyet ve sorumluluğun harika dikkat ve uyanıklığı içinde bütün duygularının aksiyon hâline dönüşen gelişmelerinde en ince ayrıntı ve noktasına kadar hesap vermeye hazır olmanın huzur ve rahatı içindedirler. İşte böylesi disiplinli bir sevginin gelişip olgunlaştığı gerçek ve feyizli eğitim atmosferi ancak Fahr-i Kâinat Efendimiz''in müstesnâ bir edep okulu olan hikmetlerle dolu sünnet-i seniyyesidir. Eskilerin "Efrâdını câmi'', ağyârını mâni''..." ifadesiyle tanımladıkları gerçek ve toplayıcı sevgi insanlar arasında işte ancak bu takdirde filizlenip yeşerecektir. Yoksa insanların aklını ve gönlünü manevî ve metafizik değerlere tamamen kapatarak sahte ve anlamsız bir hümanist iddia ve çabayla insanları sevgiyle birbirine yaklaştırmanın mümkün olduğundan söz edilemez. Batıda özellikle 19. yüzyıldan bu yana aydın kitleler arasında ilerilik ve modernitenin sanki vazgeçilmez unsuruymuş gibi empoze etmeye çalıştıkları materyalist ve inkârcı anlayış, kapitalist ve komünist ekonomik düzenlerle işbirliği hâlinde menfaat ve çıkar kaygısına düşen insanları sözüm ona hümanist yaklaşımlarla birbirine ısındırma, insan sevgisi masalıyla kitleleri uyutma yoluna gitmişlerdir. Bunu yaparken dînî ve siyasî taassubun gereklerini de kesinlikle göz ardı etmemişlerdir. Milletler ve ülkeler arasında kendi politik kriterlerine göre yaptıkları sıralama ve sınıflandırmayı esas alarak zulüm ve haksızlığın bütün çirkinliğiyle sırıttığı çifte standartlı uygulamalarda hiçbir beis görmemiş, bütün bu yüzsüzlükleri hümanizm ve batı uygarlığı (!) adı altında yapmışlardır. Dünya ni''metlerinden pay alma konusunda emperyalist güçlerin zavallı ve çaresiz insanları nasıl pervâsızca sömürdükleri herkesin ma''lûmudur. Hâlâ gücü yeten yetene. Fakat sizi gene de hümanist nutuk ve konferanslarla avutmaya devam ederler.

İnsan sevgisinin gerçek kaynağı Bilindiği gibi yazılarımızda günlük somut örneklere girip de seviyesiz bir polemik yoluna başvurmadığımız için batı dünyasının "insan hakları" yaygaralarıyla nice insanlık değerini ayaklar altına aldığını burada güncelleştirmek istemiyoruz. Bizde de batının bu sakîm zihniyeti yıllar yılı kafalara ve gönüllere yerleştirilmek istendiğinden insan sevgisini gerçek kaynağından uzaklaştırmayı belli ölçüde maalesef başardılar. Hümanist, insancıl (!) telkinlerle insanlar kendi öz değerlerine yabancılaştırıldı. Birbiriyle menfaat ilişkileri dışında uzlaşma ve yakınlaşma noktaları bulamayan insanların birbirini sevmesi de serâptan su beklemek kadar anlamsız ve abes hâle geldi. Ne mutlu Allah için, Allah yolunda gerçek ve hasbî insan sevgisine ulaşabilenlere!