İnsan, oldum olası akıl ve düşünce açısından olduğu kadar duygusal yönüyle de daima iyi, güzel ve faydalı olanı istemiş, hep onu elde etmenin azim ve gayreti içinde olmuş, aklına ve nefsine hoş gelmeyen şeylerden olabildiğince uzak kalmanın yollarını aramıştır. Zaman zaman menfaatini korumak, kendisi için yararlı olana sahip olabilmek onun için olmak veya olmamak derecesinde ciddî bir önem ve öncelik kazanmıştır. Aslında insanın bu karakter ve özelliği onun doğuştan getirdiği bir haslettir. Bu yüzden onun yararına düşkün olmasını bir kınama ve ayıplama konusu hâline getirmek doğru olmaz. Yalnız hemen belirtilmelidir ki konunun çeşitli boyutları içinde tartışma ve eleştiriye açık farklı yönleri vardır. TERCİHLER AHLAK KURALLARINA UYMALI
Her şeyden önce kişinin gerçek anlamda iyi ve yararlı olanı tesbît edip belirlemekte çok sağlam ve geçerli değer ölçülerine ve kriterlere dayanması gerekir. Tercih ve hedeflerini hem dünyevî hem de uhrevî hukuk, ahlâk, töre ve görgü kuralları açısından çok dikkatli ve ciddî olarak test etmeden girişilecek faaliyetlerin ne çapta sıkıntı ve komplikasyonlara yol açacağını önceden kestirmek mümkün değildir. Ekonomik gelişmelerin ne istikamette seyrettiğini bilmeden şu veya bu sebeple eline geçen maddî imkânları çeşitli tarım ve endüstri alanlarından birinde gerçekleştireceği yatırımlarla değerlendirmek isteyen kimselerin böylesine körü körüne girişimlerle ticarî bir menfaat ve kâr realizasyonu sağlamaları olsa olsa hayâl ve kuruntu sayılabilir. Akılcı ve gerçekçi bir yatırımcının bu asgarî şartı göz ardı edebileceğini düşünmek safdillik olur. Globalleşen dünyamızda araştırma ve değerlendirme perspektifimizi olabildiği kadar geniş tutmanın günümüz ekonomi anlayışının en vazgeçilmez şartı olduğunu unutmamalıyız. DÜNYA SEBEPLER ALEMİDİR Dünya, yaratıldığı günden beri yüce Allah tarafından sebepler âlemi olarak düzenlenmiştir. Cenâb-ı Hakk''ın en seçkin ve mümtâz kulları olan peygamberler olağanüstü güçlerle te''yîd edildikleri halde sebeplere sarılmayı kendileri için en önemli düstur ve prensip telâkkî etmişlerdir. Günümüz dünyasında sonuca götürecek sebeplerin eskisinden biraz daha karmaşık ve komplike hâle geldiğini inkâr edemeyiz. Medeniyet ve teknoloji ilerledikçe amaca ulaştıracak usûl ve yöntemlerin çok daha ciddî ve çetrefil hâle geldiğini düşünerek kendimizi yenilemenin zaruretine inanmak zorundayız. Esasında yaşlı dünyamızın çeşitli dönemlerde birbirinden farklı görünümler arz ettiğini biliyoruz. MENFAATLER VE BAŞKALARININ HAKKI Fertler ve toplumlar kendi kazanç ve menfaatlerini korurken başkalarının hak ve yarar sınırlarına saygılı olmanın bilinci içinde kalacaklardır. Bencil ve egoist davranışların hukukî ve kanunî açıdan olduğu kadar dînî, manevî ve ahlâkî bakımlardan da ciddî ve sert tepkilere maruz kalması kaçınılmazdır. İster fert ve kişi bazında olsun, isterse toplum, millet ve devlet çapında olsun insan haklarını ihlâle, hiçe saymaya yönelik davranışlar, günümüz dünyasının müzminleşmiş (kronik) şikâyetlerinin başında gelmektedir. İdeal ve kâmil anlamda medenî ve sosyal bir insan olabilmenin ilk şartı, herhalde davranışlarımızı meşrûiyet sınırları içinde en rasyonel anlayış ve beceriyle kontrol edebilmek olmalıdır. Mes''eleye sadece dünyevî açıdan bakarak insanî ve medenî vecîbelerini sırf bu çerçevede belirleyen kimseler için önemli olan kendilerini kanunî ve resmî takibattan kurtarabilecek dikkat ve titizliği göstermektir. Büyük kentlerde ve metropollerde günlük hayatın ayrılmaz parçası hâline gelmiş trafik ve ulaşım problemlerinde, büyük alış-veriş merkezlerindeki ticarî uygulamaların icrâsında riayeti gerekli prensipleri her gün tekrarlanan sürekliliği içinde otomatik hâle getiren insanlar bir bakıma robotlaşmış oluyorlar. MANEVİ KURTULUŞUN VAZGEÇİLMEZ ŞARTLARI Allah''a, âhıret gününe ve manevî değerlere inanan insanların hak ve hukuk anlayışının dünyevî boyutları aşarak ebediyete yönelmiş lâhûtî yönüyle kişiye bambaşka bir kişilik kazandırdığını inkâr etmek mümkün değildir. Mü''min hangi şeyin kendi lehinde, hangisinin aleyhinde olduğunu bilmeyi hem dünyevî hem de uhrevî selâmet ve necâtının en vazgeçilmez şartı olarak görür. Aklı başında, sorumluluğunu müdrik bir mü''min; fıkıh öğrenmek, ilmihâlini bilmek zorundadır. Fıkıh, İslâm âlimlerinin tarifine göre "kişinin fayda ve zararına ait işlerin neler olduğunu öğrenmesi"dir. Helâl ve haram kavramları fıkhın en önemli konusunu teşkîl eder. İbadetlerde, her türlü ticarî ve beşerî ilişkide uyulması gerekli kural ve prensipler, helâl ve haram telâkkîsinin en önemli uygulama alanlarını gösterir. Maddî ve manevî değerleri bir bütün hâlinde ele alarak hayatına uygulayanların uygar ve olgun insan, gelişmiş toplum olabilmeleri çok daha farklı ve anlamlı bir boyut taşır. Maneviyatı bütün insanların iyiye, faydalıya ve güzele yönelişlerinin otomatikleşen robotça tekrarlar manzûmesi değil de feyizli ve manâlı bir hayat ve mücadele heyecanıyla dopdolu olduğunu ve bunun insana bambaşka bir revnak ve muhtevâ kazandırdığını unutmayalım.

