"Canlı ve cansız varlıklardaki muazzam nizâmı inceleyerek bir yaratıcının bulunduğuna inanan kimse, Peygamber aleyhisselâmın bildirdiklerinin hepsine inanmadıkça Müslüman sayılmaz. Fen bilgileri, doğru îmân sahiplerinin îmânını kuvvetlendirir. Îmânı bozuk olanlara faydası olmaz."
Müslümanların bilmesi, öğrenmesi lâzım olan, ilimler, "Aklî ilimler" ve "Naklî ilimler" olmak üzere ikiye ayrılır: Naklî ilimler, aklın ve dimağ gücünün dışında ve üstündedir. Bunlar, "edille-i şer''ıyye" denilen dört kaynaktan meydana çıkmıştır. Bunlara "Din bilgileri" denir. Aklî ilimleri, his organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek ve hesaplanarak elde edilir. Bu ilimler, naklî ilimlerin anlaşılmasına ve tatbik edilmesine yardımcıdır. Öğrenilmeleri farz-ı kifayedir. Bu ilimler, matematik, mantık ve bütün tecrübî ilimlerdir. Bunlara "Fen bilgileri" de denir. Görüldüğü gibi, "fen bilgileri" İslâmî ilimlerin bir koludur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "Hikmet, yâni fen ve sanat mü''minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alması lâzımdır."
BİR MÜSLÜMAN ZARAR GÖRÜRSE... Bir İslâm şehrinde, fennin yeni bulduğu bir âlet, bir vâsıta yapılmayıp, bu yüzden bir Müslüman zarar görürse, o şehrin idarecileri mes''ûl olur. Fennin ilerlemesi, her yeni buluş, Allahü teâlânın varlığını, bir olduğunu, kudretini ve ilmini daha fazla meydana çıkarmakta, İslâmiyeti desteklemektedir. Büyük İslâm âlimi Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri buyuruyor ki: "Aklı olan, iyi düşünen bir kimse için, astronomi ilmi, Allahü teâlânın varlığını anlamağa çok yardım eder." İmâm-ı Gazâlî hazretleri de buyuruyor ki: "Astronomi ve anatomi bilmiyen, Allahü teâlânın varlığını ve kudretini iyi anlıyamaz." Kâdî Beydâvî hazretleri, Nahl sûresindeki "Kullarıma hikmet ile ve güzel va''z ile beni tanıt!" âyet-i kerîmesini tefsir ederken buyuruyor ki: Anlayışlı, tahsilli olanlara, fen bilgileri ile; hislerine tâbi olan câhil halka da, görünenleri anlatmakla bildir, demektir.
Yine aynı müfessir, Neml sûresindeki, "Dağları, yerinde duruyor görüyorsun, halbuki bunlar bulut gibi hareket etmektedir." âyet-i kerîmesini açıklarken dünyanın nasıl döndüğünü açıklamaktadır.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri de, Enbiyâ sûresinin 33. âyet-i kerîmesinin tefsirinde; ayın, güneşin, yıldızların mihverleri ve yörüngeleri etrafında döndüklerini daha önceki âlimlerden alarak bildirmektedir.
Fen adamları, İslâm kitaplarını okuyunca Kur''ân-ı kerîmin her tecrübeyi, her buluşu, daha önceden aynen haber vermiş olduğunu görerek hayran kalmaktadır.
MUAZZAM BİR FABRİKA Fen bilgilerini iyice tedkik eden bir fen adamının Allahü teâlânın varlığını inkâr etmesi mümkün değildir. Bazı fen adamlarının dinsiz olmalarına ise, papazların ve câhil halkın bâtıl inanışları ve yanlış anlayışları sebep olmuştur.
İnsaflı fen adamları, eğer İslâm âlimlerinin, Kur''ân-ı kerîmden çıkardıkları, fenne bağlı bilgileri, bunların inceliğini, doğruluğunu, okuyup anlasalar hepsi de hakikati görüp seve seve Müslüman olur. Hıristiyanlığın akla ve ilme aykırı hükümlerini okuyan bazı ilim adamları şüpheye düşmekte veya inkârcı olmaktadır. Akıllı kimse, gökteki aya, güneşe, yıldızlara, yeryüzündeki bitki, hayvan ve acaip değişmelere baksa, hakîm, âlim olan Allahü teâlânın varlığına, birliğine ilim ve irâdesinin kemâline, akılları durduran hikmetinin sonsuzluğuna, kudretinin büyüklüğüne ve nihâyetsizliğine îmân eder, nimetlerine şükreder.
İnsan kendi vücûdunun ne muazzam bir fabrika ve laboratuvar olduğunun belki farkına varmaz. Halbuki, yalnız nefes alıp vermek bile muazzam bir kimyevi olaydır. Havadan alınan oksijen, vücutta yakıldıktan sonra, karbondioksit halinde dışarı çıkarılır. Sindirim sistemi ise, sanki bir fabrikadır. Ağızla alınan yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda parçalanıp öğütüldükten sonra, vücuda faydalı kısmı, ince bağırsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır. Bu muazzam işler, otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yapılmakta, vücut bir fabrika gibi işlemektedir. İnsanın vücudunda çok karışık formüllü maddeler imâl eden, türlü türlü kimyevi reaksiyonlar meydana getiren, analiz yapan, tedâvî eden, tasfiye eden, zehirleri yok eden, yaraları onaran, türlü maddeleri süzen enerji veren tertibat olduğu gibi, mükemmel bir elektrik ağı, manivela tertibatı, elektronik bilgisayar, haber verme tesisatı, optik, ses alma, basınç yapma ve ayarlama tertibatı, mikroplarla mücadele ve onları yoketme sistemi mevcuttur.
Kalp ise hiç durmadan işleyen muazzam bir pompadır. Bütün bu maddi mükemmeliyet yanında anlama, düşünme, ezberleme, hâtırlama, hüküm ve karar verme gibi çok muazzam, manevi kudretler de bulunmaktadır. Bu kudretlerin kıymetini ölçmek, insanlar için imkânsızdır. Demek ki, insanın bedeni yanında bir de "rûhu" mevcuttur. Beden ölür, rûh ölmez.
İSLAM, YENİLİKLERİ EMREDEN BİR DİNDİR Canlı ve cansız varlıklardaki bu muazzam nizâmı inceleyerek bir yaratıcının bulunduğuna inanan kimse, Peygamber aleyhisselâmın bildirdiklerinin hepsine inanmadıkça Müslüman sayılmaz. Fen bilgileri, doğru îmân sahiplerinin îmânını kuvvetlendirir. Îmânı bozuk olanlara faydası olmaz. İslâm dîni, bütün yenilikleri emreden bir dindir. İşte bundan dolayı ilim adamlarına çok önem verilmiş, Müslümanlar tıpta, kimyâda, astronomide, coğrafyada, târihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlâk ve sosyal bilgilerde, en üstün dereceye varmışlar.
Batının bugün dahi büyük saygı ile andığı kıymetli bilginler, mütehassıslar, üstadlar yetiştirmişler, dünyanın hocası, medeniyetin önderi olmuşlardır. O zaman, yarı vahşî olan Avrupalılar, en modern bilgileri İslâm üniversitelerinde öğrenmişler, hattâ Papa Sylvester gibi, Hıristiyan din adamları bile Endülüs Üniversitelerinde okumuştur.
Bugün bile, hâlâ Avrupa dillerinde kimyâya cebire (Arapça Alcebir kelimesinden) "Algebra" adı verilmektedir. Çünkü bu ilimler, evvelâ Müslümanlar tarafından dünyaya öğretilmiştir." Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarla kaplı sanırken, Müslümanlar, ilk olarak, dünyanın toparlak olduğunu ve döndüğünü buldular.

