Kaydet
a- | +A

Dünyaya ayak basışından günümüze gelinceye kadar milyarlarca insan bu yaşlı küreden gelip geçmiştir. Hâlen milyarlarcası da dünyadaki nasîbi ölçüsünde burada kalıp bir süre sonra ebediyete göçecek, arkalarından kimbilir daha nicesi nöbeti devralacak ve kendisi için takdîr edilen ömür kadar buranın konuğu olacaktır. Renk, tip, huy, karakter ve kişilik itibariyle biri diğerinden farklı bunca insan arasında fânî âlemde iz bırakarak gidenlerin sayısı üzülerek söylemek zorundayız ki çok azdır. İz bırakmak derken dünya ve tarih çapında ün yapmış, unutulmaz başarı, zafer ve eserlere imza atmış büyük şahsiyetleri kastetmiyoruz. Kendi sosyal bünyesi içinde, yaşadığı çevrede unutulmaz işler yapan, zihinlere ve ruhlara kazınan hâtıra ve menkıbeleri olanlardan daha sonra bahsedeceğiz.

KÖTÜLER NEFS VE ŞEYTANIN UŞAKLARIDIR Yüce Allah, insan denilen bu ayrıcalıklı varlığı aslında hem iyiliğin ve mükemmelin, hem de kötülük ve aşağılığın değişik örneklerini verebilecek özellik ve yetenekte yaratmıştır. Fakat görünen odur ki insanların büyük çoğunluğu, ilâhî armağan olan akıl, zekâ ve bedenî güç gibi ni''met ve imkânları genellikle israf etmekte, bunları yeterince değerlendirememektedir. Esasında insanın sahip oldukları sadece yaratılışından getirdiği güç ve yeteneklerden ibaret değildir. Doğal ve sosyal çevrenin kendisine sağladığı öyle imkân ve kaynaklar vardır ki insan çoğunlukla bunların da kıymetini bilemez. Küçümsenmeyecek bir kitle yüce Allah''ın takdîr ettiği ömrü günlük hayatın basit ve sıradan ihtiyaç ve gereklerini yerine getirerek bu dünyadan göçüp giderler. Bazıları da beşerî güç ve yeteneklerini alabildiğine zulüm ve kötülük yolunda kullanarak etrafa dehşet saçar, varlığından herkes huzursuz ve bîzâr (bıkkın) hâle gelir. Bunlardan bir kısım azılı zâlimler vardır ki onların zulüm ve işkenceleri dillere destan olmuş, neredeyse korku filmlerine konu olacak dayanılmaz işkenceler, böylelerinin tarihte belli sıfatlarla tanıtılmasına yol açmıştır. İz bırakmışlardır ama tarih boyunca aklı başında, insaflı ve hakkaniyetli insanlar tarafından da lâ''net ve nefretle anılmış ve anılmaktadırlar. Yine de kaydetmek gerekir ki böyle acımasız ve aşağılık kimselerden pek çoğu, belli bir zaman sonra tarihin tozlu sâhifelerine karışıp gitmiş ve sonunda adları, sanları unutulmuştur. Kur''ân-ı Kerîm''deki ifadesiyle bu şer temsilcisi zavallılar aslında nefis ve şeytanın uşaklarıdır. Şeytana ve nefse uyanlar mel''anet ve kötülüğün her çeşidine bulaşmış, ilâhî huzura taşınılması güç çok büyük veballerle çıkma bahtsızlığına uğramışlardır. Böyleleri belki dünyada sefâ ve saltanat sürdüklerini sanmışlardır ama aslında onların dünyaları da âhıretleri de hüsran ve perîşanlık olmuştur. Dünyada onlara başlangıçta güç ve varlık gösterilerine kapılarak imrenenler fecî âkıbetlerini görünce onlara benzeme istek ve temennîlerinden utanç ve pişmanlık duymuşlardır.

ONLAR, HAYIRLI VE GÜZEL İŞLER YAPAR Sayısız olay ve oluşuma sahne bu ihtiyar dünyada elbette ki şerlilere mukabil iyilik ve güzelliklere kendini adamış bahtiyarların da bulunduğunu görmek vicdanlı insanlara onur ve mutluluk vermektedir. Varını yoğunu Allah, hayır ve insanlık uğrunda harcayan öyle fedakâr insanlar görülür ki bunlar, âdetâ yüce Allah tarafından iyilik erleri olarak yaratılmıştır. Hiç ummadığınız yerde, en çaresiz ve âciz anlarınızda birdenbire sanki hâşâ Hızır aleyhisselâm gibi karşınıza çıkıverir, müşkillerinizi halleder, sizi sıkıntılardan kurtararak ferah ve sürûra erdirirler. Bunlar erkek olmuş, kadın olmuş fark etmez. Kur''ân-ı Kerîm tabiriyle gerçek Hak erleridir. Nûr sûresinde bu bahtiyarlardan "Ricâl" (erler) diye söz edilmektedir. Ticaret, san''at, ziraat gibi her türlü dünyevî uğraşla meşgul iken dahî Allah''ı anmaktan, namazdan ve hayırlı işlerden bir lahza olsun geri kalmazlar. Hayatları boyunca kendilerini hep güzel ve faydalı işlere programlamışlardır. İyilik âdetâ onların ayrılmaz parçası, yaradılışı hâline gelmiştir. İyilik ve hayır yapmadıkları günü en bahtsız zamanları olarak görürler. Varsa malları ve varlıklarıyla yoksa manevî nüfûz ve te''sîrleriyle akıl, zekâ ve tecrübeleriyle insanlığa ve sosyal yapıya sürekli unutulmaz hizmet ve katkılar sağlarlar. Bunların hayır yolundaki önderleri Peygamberler (aleyhimüsselâm) ve Hak dostu erlerdir (Evliyâ-yı Kirâm). Âhir zaman ümmeti yani zamanımız insanları erlerinin (erenlerinin) en büyük önder ve örneği sevgili Peygamberimizdir. İyilik erleri onun kılavuzluğunda unutulmaz eserler bırakmıştır. Büyük ilim, tefekkür ve san''at erbâbının tarihe geçen dev eserleri Fahr-i Kâinât''ın yolundaki manevî kaynaktan gelen feyiz ve bereketle vücut ve varlık bulmuştur. Yoksa kütüphanelerimizi süsleyen ölmez eserler, gurur kaynağımız mimarî yapılar, insanlık ufkunu aydınlatan parlak tefekkür örnekleri beşerî ölçüler çerçevesinde nasıl îzâh edilebilirdi? Büyük ve unutulmaz şaheserlere imza koyan yüce Hak erleri yanında bir de günlük hayatımız içinde zaman zaman rastladığımız öyle isimsiz kahramanlar vardır ki bunlar hiçbir işlerini reklam ve propagandaya âlet etmeden, sessiz sedâsız, hep iyilik ve hayır yolunda faaliyet gösterirler. Onlara iyilik meleği demek hiç de abartılı sayılmamalıdır. Gerçekten onlar etraflarına iyilik saçan hayır melekleri

gibidirler. İlâhî emaneti olanca güç ve gayretleriyle hayır yolunda kullanan bu insanların gerçek değeri çoğu zaman ya hiç anlaşılmaz veya onlar ebediyete göçüp gittikten sonra kendilerinin farkına varılır. Ramazan-ı şerîfin manevî gölgesinin ruhlarımızı huzur ve feyizle doldurduğu, güçlü etkilerini hissetmeye başladığımız bu mübarek günlerde Cenâb-ı Hakk''tan iyilik erbâbının değerini anlayabilme, idrâk edebilme yolunda bizlere hidayet bahşetmesini niyaz etmeliyiz. Bununla da kalmamalı bizzat kendimiz de iyiliğe soyunmanın ciddî teşebbüsü içine girmeliyiz. Ne mutlu hayırlı işlere vesîle olan ve hep hayır içinde kalmak isteyenlere!